fotograf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fotograf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

gegen


bu fotoğrafı birçoğunuz görmüşsünüzdür herhalde, gezi eylemleri sırasında düşmüştü piyasaya.

iki arkadaşla beraber neukölln'de dolanırken aşağıdaki tabloyla karşılaşınca bir duraksadım önce.


allah biliyor ya, bir yandan "erdoğan-ak parti-ampül-edison" bağlantısı kurarken kafamda, bir yandan da mekanın eckkneipe'liğinin de katkısıyla, "lan acaba erdoğan yazısı montaj mıydı?" diye düşünüyordum.

"bir fotoğrafını çekeyim içeri girip sorarım." derken içeriden bir abi çıktı, arkadaşlarla kendi aramızda türkçe konuştuğumuzu duymuş olduğunu sanmama rağmen ısrarla almanca konuşunca ben de almanca konuşarak meseleyi sordum. "evet, önce erdoğan yazıyordu ama değiştirdim. ak parti'nin amblemi ampül. kimse bilmiyor ama edison ile tayyip arasında bir bağlantı var." dedi bizim için pek de orijinalliği olmayan esprisini açıklamaktan büyük zevk aldığını belli eder bir halde.

not: almancılığın protest hali

yazının girişinde kullandığım fotoğrafı ararken şu fotoğraf denk geldi. sonrasında da gezi olayları sırasındaki yürüyüşten benzer manzaralar geldi aklıma.


tabii "beynelmilel" olabilmek için hazırlanmış almance ve ingilizce pankartlar boyutu da vardı meselenin.

bu işler, zor işler.

son olarak bilmeyeni için söyleyeyim: "protest müzik" yerine buralarda "isyan" kullanılıyor. studivz yeni çıktığında milletin profillerinden aydım meseleye. hey gidi!

mecburi doğu görevi

Harald Hauswald'ın objektifinden Doğu Alamanya'dan mezbelelik manzaraları. Gerisi burada:

http://www.zeit.de/wissen/geschichte/2013-04/fs-harald-hauswald-ferner-osten-lehmstedt

Manfred Amca hanımı köye götürüyor 

Yollar geniş, arabam gıcır, kafam rahat

hop!

bu reklamı s-bahnhof anhalter bahnhof'un orada gördüm. eski yol arkadaşım, otobüslerin hası m29'u beklerken.



ipad kullanan berlinlilerden kaçı ilgi duyar posta gazetesine bilmiyorum. abiler reklamı verirken "amaaan kaç para ki, namımız yürüsün!" de demiş olabilirler.

ayrıca ifade ve dahi basın özgürlüğünden yana olan biri olarak bu reklamla alıp veremediğim yok tabii.

sadece söyemiş olayım:

berberler, kahvehaneler sizin, berlin bizimdir!

berlin kuslari ve is not germany

evet, almanya degil, kuslarinin kuru fasulye pilav yedigi bir sehirdir berlin.



deli dolu

berlin kendi kendine konusani bol olan bir sehir.

normal.

bir yerden sonra sehrin billboardlari bile seninle konusmaya basladiktan sonra inanin kendiyle konusmasinda ne var ki?


"seviyorum merkez!"

bir arkadas "berlin'i nasil bu kadar benimsedin?" diye sordu, admiralbrücke üzerindeki bir sira gecesi sirasinda. [hedef gösteriyorum]

cevap veriyorum...


bir apartman girisine tebesirle rilke'den siir yazan insanlarin yasadigi sehir n'apilir?

die liebende - rainer maria rilke

[evinin girisindeki bu karenin fotografini cekip facebook'ta paylasan, blogda kullanmama izin veren arkadasa da hususi tesekkürlerimle]


[baslik vesilesiyle: memleketin güzel isler yapan güzel insanlarina muhabbetle!]

deniz

hinterhof'a dogru deniz'i göreceksin, sakin sasirma!


sanat memat

sanat, insanin hayati anlamlandirma cabasinin yaninda hayatin en temel gercegi olan ölüme meydan okuma olamayacak kadar caresiz cirpinisi da cogu zaman. "kalici olma kaygisi" bircok sanatcinin kurtulamadigi bir kiskac.

bir ögle vakti rastladim bu abiye...


"yaptigin isi bu kadar özenerek yapip onunla insanlarin üzerine basip gecmesini göze alabilecek bir iliski kuramadiysan isin zor" dedi bana.


yirmi. üc. nisan.

berlin'nin bu seneki 23 nisan senlikleri 27-28 nisan'da brandenburger tor'un orada gerceklestirildi. havanin daha iyi oldugu 28 nisan'da o tarafa yollandik biz de.

100 numarali otobüse binmek icin alex'te beklerken yasli bir ciftin "evladim, brandenburger tor'a nasil gideriz?" diye sormasi bizi bekleyen günün habercisiydi aslinda. beraber otobüse binip reichstag'in orada beraber inip karsilikli iyi günler diledikten sonra karsimiza "seyyar pfandci" su amca cikti:


sise verenlere seker takdim ediyordu, fotograf cekme talebimi de kirmadi sagolsun.

alana yaklastigimizda ise bizi mobilize cocuklar karsiladi. sonra vay efendim avrupa'da trafik söyle, vay efendim bizde trafik böyle!


baskent kardesligi: berlin'de melih gökcek esintileri.



"lan memlekette bi" söyle 23 nisan yasayamadik!" diyen "simdi bana kaybolan yillarimi verseler" temali abiler.



23 nisan kanatlandirir.


akinsiz atlarda sen gibi olan cocuklar.


"siz yetistirin, biz almaya cabalariz sonra" cocuklari ve maca girmeye hazirlanan cocuguna "kaleden kaleye gol at" diye taktik veren babalari.

 
     


 kelimelerin de ile olan bölünmez bütünlügü, kesme isaretinin yersiz konumu ve ünleyen "mu"lar.

 


dönmedolap.


"birgün belki hayatta" "another wall in berlin" icab eder diyen alman öngörüsü ve azubilik müessesesi.

etsiz pilavsiz sohbet


[yahut app degil vicdan azabi]

"gel süper muhabbet oluyor!" dedi abi.

agzimdan yarim yamalak bir "ya bilmem ki" cikti...

"gel yahu, sarmazsa devam etmezsin." diye üsteleyip "abone ol, kurban bul derdi de yok hem!" dedi.

sinir bozucu bir sessizlik oldu, olusan sessizliği yine o bozdu: "gerci bizde de afisleme oluyor, bildiri dagitimi oluyor... 1 mayis'tir, 13 subat'ta dresden'e yolculuktur... bunlar var allah icin."

"abi ne diyorsun allasen!" der gibi sustum.

"ne bileyim, seni kafalamak icin sessizlige engel olmam lazımdi gibi geldi. toparlayamadim" diye cevap verir giibi sustu o da.

"herkes mi kafalama derdinde arkadas?" diye sordum kendime. ama bu sefer sessiz olmayi becerememisim,
"efendim?" dedi.

"adam gibi cay da yoktur orada" diyebildim.

"olur mu aga? kirmizi kitap yok ama mis gibi tavsan kani cay var. herseyi sallayacaksin, cayi demleyeceksin! ehe ehe..." dedi.

"kaciiiin, cay edebiyati yapiyorlar!" diye bagirarak kosmaya basladim.

calan telefona uyandim, kendime gelene kadar kapanmisti.

ekrana baktim, "bugün allah icin ne yaptin?" yaziyordu.

kaydini düstüler, mühür basildi

rosemarie f.'in ölümünü duymussunuzdur.

duymamis olanlar icin haberi türkcesi ve almancasi.

bu da ölümünden sonra gerceklestirilen anmanin haberi.

ve videosu...


sonrasinda kreuzberg'de su görüntüyle karsilastim. 



birileri "dilsiz seytan" olmamayi secmisti yine, eyvallah!

berlin'de bahar temizligi

malum bu sene bahara vuslatimiz sancili oldu.

pek üsüdük, pek titredik.

öyle olunca temizlik simdiye sarkti tabii.



bir de kesilen dallari ögüten bir makina gördüm gecen gün. dallari talasa ceviriyordu bildigin.

bir de kesilen dallari talas olmadan alip götüren ablalar vardi.

anlayacagin, bahar telasi sarmis neukölln'ü.

yirmi üc nisan yahut flomarkt'a inen nur

berlin'deki kutlamalar flomarktta yapilan pazarlikla basladi. saticinin indirim yapmamasi üzerine öfkelenen kalabalik "türkiye iran olmayacak!", "kahrolsun seriat!", "ne abd ne ab, tam bagimsiz türkiye!" sloganlari atarken saticiya yaklasan birinin "pazarlik sünnettir mübarek!" demesi kafalari karistirdi. 

öfkeli kalabalık, birkac kisinin istedigi saygi durusunun gerceklestirilmesinin ardindan dagildi.


[fotografin hangi flomarktta cekildigini bilmiyorum, kendisine bugün facebook'ta birinin paylasimi neticesinde denk geldim. bana denk gelse üce bese bakmaz alirdim.]

berlin ve atatürk temali eski bir yazi icin söyle buyrun.

kanalina bahar gelmis memleketimin

berlin'in kis isgalindan kurtulusu kanalda coskulu bir sekilde kutlandi.


köprü trafigi - yogun.


kanal boyu oturak oy nanayda.









canakkale bogazi

izmir ve son 2 istanbul muhabbetinden [istanbul - bekleben'i istanbul] sonra bu farz olmustu, karsima cikti. [ateistler, el atmisken suna da bir aciklama sey etseniz.]


bekleben'i istanbul

baslik berlin'de cektigimiz istanbul manzarasini görüp gaza gelenler icin...

mevzu ise farkli.



ve pek tabii buraya gelmesi gereken:


dönse o schwabe berlin'e



"mollalar iran'a!" sloganlarıyla büyümüsler icin cok da yabanci almayan bir yaklasim lepzig'deki bu duvar yazisi.

duvar yazisi demisken duvari tekrar isteyen bir doğu alman'a da ait olabilir tabii.

berlin ile schwabe arasindaki istanbul ile sivasli arasindakine benzer duruma isaret etmesi bakimindan "hakikat"ten payi da var ayrica.

hem leipzig istikametinde gerceklestirdikleri ziyaret ve sirayet dalgasinin da berlin mense'li olmasi pek muhtemel ama.o süreci pek bilemiyorum.

biz bunu yine de stuttgartli dostlarimiza bir davet olarak paylasmis olalim, icabet eder misin soz päd?

bitirirken...

sorguluyorum mütemadiyen!

- neden?
+ iste!
den kacarken
- warum?
+ darum!
a tutulmak diye birsey var. ki buna "darumar olmak" diyoruz. en azindan ben diyorum. en azindan su andan itibaren.

- almanca ögrenirken warum-darum, weswegen-deswegen varken neden wieso-dieso yok diye düsünürdüm.

- "na, du?"dan diyalog cikar, muhabbet cikmaz!

- alman realizminin cikis noktasi, "wie geht's?" sorusuna verilen "es muss/muss ja" cevabidir.

- konusurken "o zaten muss hocam!" diyen insanlar tanidim. [sair burada almanya'da dogup büyüyenlerden degil, ahir ömründe almanya'ya gelmis insanlardan bahsetmektedir]

- ayni kisinin vaktin cikmasina yakin kildigi namaz sonrasinda "knapp oldu" demisligi de vakidir.
["nedir abi bu; mübah, mekruh gibi birsey mi?"]

- "bana egal, bana ganz egal!" diyen bambaska biri daha vardi. nice insanlar tanidim aslinda bambaskaydilar!

- cümle kuracak kadar almanca ögrenmeden, "achso!"yu diline pelesenk eden adamdan kacacaksin!

- almancinin aachen'i, cikar achso achso!

- gelsenkirchen derdi unut, alman ne güzel ne güzel!

- almanya bürokrasisinden bikmis türk yakarisi: aman be hörde.

- pist bombos olsa bile calan müzikle edilen dansa dair zerre miskal bilgisi olmadan döne döne dans eden almanlar. almanlarimiz.

- komedi hans üclüsü.

- alman bana dokunmayan yilan bin yasasinciligi: "ich drück dir die daumen!"
"bir isin ucundan tutayim, bir yardim edeyim" yok, varsa yoksa "parmak bassin!" peh.

bütün bunlari yazmaya platz der luftbrücke metro duraginda cektigimiz bir fotografi paylasma istegim sebep oldu, nasil birikmisse demek ki!


[mustafas gemüsekebap ve etkileri hakkinda daha önce birseyler yazmistim]

biterken...

- döner sermayenin krali almanya'da.

hemsehrilerimiz kusagi - tuncel kurtiz


"kasım 88. kasımın son haftası. yandı kafamın son tahtası. sabahtır, pazardır. yani aslında bizim sokağın pazarı dündü. cumartesi yani. öğlen üstündeyiz. kahve içilmiştir. ozburn ispanyol. porto şarabından yapılıyor. bir cigara yakalım. brandy güzel. bir tadı var, çikolata. bir cigara yakalım. burası bizim çadır. savini platz civarında. yani "berlin şehrinin orta yeri sinema, garipliğim mahzunluğum duyurmayın ölmüş anama." bir cigara yak tuncel. biliyor musun benim üç ismim var. tt kurtiz. ortadaki t aslında tayanç. ben bugünlerde bir t daha koyuyorum. ttt kurtiz. ko bi daha. t mi arıyorum bugünlerde goethe sokağında aşağı yukarı. sabaha karşı karşısında sabahın, karşıda bir büyük avluya girersin. karşılarda bir siluet olarak eski sinagog ve dikeyine çatılar. yağmur yağmuş. savaş sonu. kadınlar yüzlerini beyaz çamura bulamışlar. binlerce yıl öncesinin rüfai ritmi içinde dövünmekte, şerha şerha yaralar açılmakta sırtlarında, kırmızı çiçekler gibi gözyaşları nehir gibi akmakta, kızıl kanlara karışmakta, bir gökyüzü çekilir üstlerine, asma dalları salkımlarla donanmış, kehribar, altında ölü bir adam, çırılçıplak, üç kadın, heykel gibi cesedi açmakta, yüreği, bağırsakları ve burnundan beyni çıkarmakta, mumyalama, üretime dönüş, mavi gökyüzü, sarı sıcak güneş, dibekler, elekler, ziller, kağnılar, rütüel."

fotograf ve alinti: bölük pörcük - tuncel kurtiz

curvystrasse'nin nerede oldugunu cikaramayanlar icin schlesisches tor diyeyim, schlesische strasse diyeyim, lido diyeyim.

ayrica adresteki posta kutusuna dikkat: 36. 

kusagin daha önceki yazisi icin: hemsehrilerimiz kusagi - heinrich heine

invisible borders

öncelikle "plakat".


rezidenzpflicht'in ne idügüne dair.


her türlü  sanat ortaminin, vernissage'in, efendime söyleyeyim enstalasyonik etkinligin vazgecilmezi kücük ekranli tüplü televizyon.


ve ekrandan dönüp duran videonun ne idügüne dair.


"rezidenzpflicht"in ne menem birsey oldugunu anlatan tu berlin hauptgebäude'deki bu sergiden baska bir kare.


arz ederim.

konuyla ilgili daha ayrintili bilgi edinmek isteyenler icin "introduction" babinda: