sanat, insanin hayati anlamlandirma cabasinin yaninda hayatin en temel gercegi olan ölüme meydan okuma olamayacak kadar caresiz cirpinisi da cogu zaman. "kalici olma kaygisi" bircok sanatcinin kurtulamadigi bir kiskac.
bir ögle vakti rastladim bu abiye...
"yaptigin isi bu kadar özenerek yapip onunla insanlarin üzerine basip gecmesini göze alabilecek bir iliski kuramadiysan isin zor" dedi bana.
"türk cocuklar, hristiyan ailelere, escinsellere veriliyor. kabul edemeyiz"
bu ara siklikla bu cümleleri duyuyor, okuyoruz. bazi enfarmasyonlarin milliyetcilige hizmet etmesi icin carpitilmasi noktasini simdilik es gecersek (türk evleri yakiliyor ve türk cocuklari ailelerinden alinip hristiyan ailelere veriliyor kisimlarini bilhassa, zira kazin ayagi öyle degil), okuyalim da. neticede ortada bir ayip/haksizlik var ise, ayan edip vatandasinin hakkini arama; mevcut irkciligi gözler önüne sermek bir devletin, sadece devletin degil, vatandaslarinin ve sivil toplum kuruluslarinin asli görevi olmali.
yalniz, alman devletinin sag gözünün kör olmasi misali -nsu cinayetlerine "mafya catismasi" demek, sol örgütleri büyütec altina almak gibi-; igneyi kendine batirmadan, cuvaldizi eline alip o devlet senin, bu devlet benim kosturmasin ya türkiye cumhuriyeti?
hadi tamam, tamam. igneyi gectim. faili mechullerden falan girmeye kalkarsak, biz hic cikamayiz buralardan. zira daha dün bir üniversite ögrencisi, tutuklu bulundugu f tipi cezaevinde asti kendini. nazife ana, 10 yildir haber almadigi dagdaki ogluna kazak ördü diye 25 ay ev hapsine mahkum edildi. yani haksizlik ve adaletsizlik konusunda kendi pisini temizlemeden baskasina laf söylemeye kalkacak olursa türkiye, herhalde bir on on bes yili sade özür ile gecer durur. ha, o günler de gelir elbet. hadi hesabi mahsere birakmadan, surada noktalayalim...ammavelakin, yasananlara eküri bir olayda türkiye cumhuriyeti'nin takindigi tavir nedir?
Jonny K. (20) - Alexanderplatz (BILD)
2012 ekiminde jonny k. arkadasini korumak isterken bes genc tarafindan alexanderplatz'da beynine tekmeler atilarak, kaba dayakla öldürüldü. süpheli faillerden dördü zaman icinde tutuklandi, bir katil zanlisi türkiye'ye kacti (ekim ayinda almanya'ya geri dönecegini söyleyen onur'dan bugüne kadar henüz bir haber yok). aradan gecen alti ay icinde, dört tutuklu mayis ayinda baslayacak davalarini beklerken, türkiye cumhuriyeti öncelikle katil zanlisinin türk vatandasi da olmasindan ötürü yakalanip iade edilmeyecegini; ama istenirse bunun kontrol edilebilecegini duyurdu. hadi iadeden gectik, neticede belli birtakim yasal prosedürler var. hukukta adalet aramayi birakali cok oldu zira; ammavelakin alti ay boyunca türkiye'de elini kolunu sallaya sallaya gezdi katil zanlisi. yedi, icti, rahat mi degil mi bilinmez; ama uyudu temiz yataklarda. o esnada türkiye cumhuriyeti'nin temsilcisi hickimse görünür sekilde ziyaret etmedi acili aileyi. olayin kendileri icin de elem bir vaziyet teskil ettiginden bahsetmedi, bassagligi verilmedi. yüksek yerlerdeki sivil toplum örgütlerinin temsilcileri aile ile görüstüklerinin duyulmamasini bilhassa rica ettiler. isim vererek rencide etmeyelim de, onlar kim olduklarini hayli iyi bilirler.
kisacasi kimse üzerine almadi jonny k.'nin katilinin türkiye'de olmasini, iade edilmemesini ve hakkinda tutukluluk emri cikarilmamasini.
jonny k. yi öldürenlerin türkiye kökenli olduklarini söylemek bile türkiye kökenliler ve temsilcileri icin zul oldu. evet, jonny k.'yi öldürenlere bakinca "pis türkler" demek yerine "siddetin irki, dini, dili olmaz. toplumlar ve sosyoekonomik unsurlar siddeti yaratir" denilerek, almanya icine bir ayna tutmak gerekir. yalniz, en basta tirnak icinde kullandigim cümlelerin sahiplerinin, kendi düsünce yapilarina göre "türk" diye gördükleri katil zanlilari adina, aileden bir özür dilemeleri ve zanlinin tutuklanmasi icin hemen bir karar cikaracaklarini söylemeleri gerekmez miydi?
bugün, olaydan alti ay sonra, türkiye cumhuriyeti katil zanlisi icin bir tutuklama karari cikarttigini duyurdu. iadeye dair söylenen bir seyse yok -bu konuda alman devleti'nin de elini cabuk tutup tutmadigi sorgulanabilir-
jonny k.'yı yok yere sokak ortasinda tekmelerle öldürdügü düsünülen ve bu sebeple türkiye'ye kacan onur u.'nun yakalanirsa gerceklesecek olan davasi, türkiye cumhuriyeti'nin tüm tutarsizliklari icinde bir samimiyet göstergesi olacaktir. hos, olayin baska bir ülkede dogup büyümüs, türkiye'yi yüksek ihtimalle sadece geldigi tatillerden taniyan bir genc tarafindan gerceklestirilmesi; yasal bircok prosedürün bir kenariya birakilip- hukuki olarak ihtimali de bulunan- iadesinin ve almanya sinirlari icinde mahkemesinin görülmesinin tamlayani olmaliydi. madem benim gözümde tamlayan gibi duran sey yüce türk devletinin gözünde bu sekilde degil, umarim bassagligi vermeme samimiyetsizligi, katil zanlisinin isledigi suc sabit görülünce tersine cevrilir.
bekleyelim, bu sinavdan kac ile gecilecek, görelim.
PS: Jonny k. icin bir anit yapilmak isteniyor. bu konuya iliskin bilgiler, sitedeki tartismalar icin suradan buyrun.
yaziya olan katkim, biraz rötustan ve basliktan buraya kadar olan kisim ile sinirli. bir de yazidaki yerleri google maps'te mimledim: buyursunlar! iki ufak husus eklemis olayim: 5'ten 6'ya stresemannstr.'den girip niederkirschnerstr.'den sola saparak gidin. böylece berlin eyalet meclisi'ni, martin gropius bau'yu ve topographie des terrors'u da görmüs olursunuz. ayrica berlin'e kadar gelmisken hegel ve berthold brecht'in mezarlarini ziyaret edebilirsiniz. vaktiyle söyle birseyler yazmistim. brecht'in evi de hemen mezarligin yaninda bu arada. simdi sahneyi pnarimu'nun berlin turuna birakiyorum. kendisinden restaurant-cafe-bar yazisinin da sözünü almis olduk bu vesileyle.
***
Berlin’e geleli 2,5 sene oldu, bu süre boyunca da misafirim eksik olmadı, yalnız komadılar beni gurbet ellerde sağ olsunlar, var olsunlar! Çoğu misafirimin Berlin’e ilk gelişi olduğundan; simgesel, turist rehberlerinde mutlaka gidin denilen yerlere bir tur yapmak şarttı. Bir süre sonra ilk zamanlardaki, yani benim de turistten hallice olduğum zamanlardaki acemiliği atıp, kafamda bir rota belirledim. Çünkü bir rota tutturulmadan bu iş zor, Berlin büyük. Görülmesi gereken yerlerin fazlalığı ,tabii ki ilgi alanına göre çok değişir de, yıl boyu yağmur, kar, kar, azıcık güneş, belki biraz sıcak, yağmur,rüzgar diye seyreden şehrimiz Berlin’in havası, 20 yıl öncesine kadar 1 şehir 2 devlet olan tarihi yapısını düşünürsek, yazınca daha da bir zor geldi hatta, liste baya bir uzun.
1- Reichstag: Almanya Federal Meclisi. Berlin’in en önemli simgelerinden. Özellikle tepesindeki “cam kubbe” şehri yukarıdan görmek için gayet güzel. Gün batımı daha güzel oluyor. Bir de kubbeyi gezerken Türkçe AudioGuide alabiliyorsunuz ki, bu bir çok müze ve ören yerindeki AudioGuide’lar için geçerli değil. Bu arada isterseniz Federal Meclis’in bir oturumunu da izleyebilirsiniz. Ancak ikisi için de 3 gün önceden http://www.bundestag.de/htdocs_e/visits/kupp.html adresinden kayıt olmanız gerekiyor.
2- Brandenburger Tor: Berlin’in en önemli simgesi, Napolyon Berlin’e gelince kapıyı söktürüp Paris’e götürmüş ama sonra yine Berlin’e dönmüş kapımız. Şehir ikiye ayrıldığında da Doğu’da kalmış kapı. Berlin rehberi alırsanız muhtemelen kapak fotoğrafı odur.
3- Soykırım Anıtı: Facebook’ta bir arkadaşımın Berlin’e gelip gelmediğini anlama yöntemim. Uzunlu kısalı duvarların oluşturduğu anıt. Bu anıtta zıplayan hoplayan, moda çekimleri misali pozlar veren nicelerini görürsünüz burada ve Berlin dönüşü o fotoğraflar hemen profil resmi olur, mümkün mertebe hüzünlü filtreler ile. Orada bulunuş amacı İyi bir katalog çekimi mekanı olmaktan ziyade 2. Dünya Savaşı sırasında soykırıma uğrayanları oradan her geçene hatırlatmaktır.
4- Potsdamer Platz: Duvar zamanı Zoologischer Garten Batı’nın, Alexanderplatz da Doğu’nun merkezi imiş. Şimdi de zamanında ortasından duvar geçen Potsdamer Platz’ı Birleşmiş Berlin’in yeni merkezi olarak görüyorlar. Bir sürü gökdelen, Sony Center, alışveriş merkezi, Film müzesi ile Berlin’in gerçekten en “yeni” yeri bence. Ha bir de hiç Berlin değil, yani çok bir Avrupa orası, Berlin değil.
5- Checkpoint Charlie: “You are leaving American Sector” tabelası ile karşılanırsınız. Kontrol Kapısı kendisi, Batıdan doğuya geçtiğinizi anlatır size. Duvar’ın tarihine ilişkin bir sürü kapalı-açık bilgilendirici yermevcut. Not: Hediyelik eşya için de gayet uygun.
6- Gendarmanmarkt: Fransız Kilisesi ve Berlin’in Konzerthaus’u burada. Ayrıca Noel zamanı en eğlenceli Weihnactsmarkt’ı da burada bulabilirsiniz. Yazın da kafeler burada meydana atarlar sandalyeleri. Minik Paris olur kendisi, zaten ilerisinde de Galerie La Fayette mevcuttur.
7- Ritter Sport: Almanya demek çikolata demek, haribo demek. Yani ben küçükken bana öyleydi. Büyüdüm çok da bir şey değişmedi. Galerie La Fayette’nin hemen yanında bu dükkan. Ritter Sport sağolsun üst katında çikolatanın tüm yapım aşamalarını anlatan (bence Köln’deki Çikolata Fabrikası’nın kompakt hali) bir yer hazırlamış. Alt katta ise bir dünya çikolata. Zamanınız varsa, genelde çok kuyruk oluyor ama denemeye değer bence , çikolatanın cinsini seçerek ve içine orada gördüğünüz seçeneklerden 3 tane katık belirleyerek kendi çikolatanızı hazırlatabiliyorsunuz. 4 euro oluyor galiba paketi. Ama sizden çikolata bekleyen çok insan varsa memlekette, market kısmında fiyatlar uygun, seçenek bol. Benden demesi.
8- Unter Den Linden: Ve “Ihlamurlar Altında” caddemiz. Çok severim. Gerçi bu aralar kendisi kapalı adeta. Çünkü inşaat var, dikkat! 2014’e kadar sürer bence, malum Berlin’in inşaatı bitmiyor. (aslında imece usulu el atsak mı şu metro inşaatı, havaalanı işine? Yeminle çile oldu U6 kullanamamak, havaalanında sıra beklemek) Neyse bu caddemizde hep ıhlamurlar var idi. Kendisi Brandenburg kapısından AlexanderPlatz’a dek uzanır ve üzerinde opera, Humboldt Üniversitesi ve müzeler bulundurur.
9- Museum Insel: Müzeler Adası. Eğer gezmeye niyet eden niyet eyleyen kişi “Müze görmeden dönmem!” diyorsa işte size Alman verimliliği! Belli başlı müzelerin hepsi burada. Bütün mezopotamyayı, Alman tarihini, Doğu Alman tarihini, Mısır, Yunan uygarlıklarını geziniz görünüz: Pergamon (Bergama), Neues, Altes, Bode, Deutsches Historisches ve Berliner Dom, DDR Museum… Ama vaktiniz yok ise mutlaka fotoğraf çektiriniz, ya da hava güzel ise Berliner Dom önündeki çimenlerde uzanın (zaten yağmur yağar hava güzelse bile o yüzden azıcık soluk alıp rotanıza devam edersiniz).
10- Marx ve Engels Anıtı: Berliner Dom’un karşı caddesinde hemen. Marx oturur, Hegel ayaktadır. Sosyal bilim okuyan, veya Marx’ı Engels’i az da olsa okuyan herkesi pek mutlu eder.
11- Alexander Platz: Doğu’nun merkezi. Efendim Dünya Saati, Televizyon Kulesi (Fernsehturm) ve 2-3 adet alışveriş merkezimiz var burada. İsteğe göre Kuleye çıkılıp Berlin kuşbakışı görülebilir. Ama Berlin’i sevsem de bence Berlin, çok da öyle sana tepeden baktım Aziz İstanbul kıvamında şeyler söyletecek bir şehir değil, tepeden bakınca kendisine. Tepeden bakmaya gerek yok şehrimize, kendisini zaten “arm aber sexy” olarak anlatıyor, daha ne desin.
Buraya kadar olan turu yürüyerek yapabilirsiniz, ama yorulduysanız (ki kuvvetle muhtemel) Alexander Platz’dan u8 ile Kottbuser Tor’a gidip “Kreuzberg Merkezi” yazısı ile misafirinize küçük tatlı sürprizler yaşatıp, arkasında da “Aman burada herkes Türk kimsenin hakkında konuşma” uyarısı ile sushi olur, döner olur, işkembe olur, hamburger olur, Meksika yemeği olur afiyetle yiyebilirsiniz. Gecenin ilerleyen saatlerinde ise Oranienstr.'de takılacağınız herhangi bar, club'da siz Türkçe konuşurken yan masadan gelecek “Sorry! Which language are you speaking? We really wonder.” cümlesine hazırlıklı olunuz. Zira bu cümleyi duymadığım bar, club çok az Berlin’de. (Mekan tavsiyelerini artık başka bir yazıda yapacağım,inşallah,maşallah)
12- East Side Gallery: Eğer yorulmadıysanız ve enerjinizin son damlası ile gezmeye devam diyorsanız. Alexander Platz’dan s-bahn ile Ostbahnhof’a gidip biraz yürüyünce Duvar’ı görüceksiniz, şaşırmayın! Berlin Duvarı’nın buradaki kısmı çeşitli sanatçılarca sosyal,sanatsal içerikli mesajlar taşıması amaçlı boyanmıştır. 1 km. falan uzunluğunda yanılmıyorsam. Yine facebook profillerinden aşinalığınızın olduğu yerdir burası. Siyah duvarın üzerinde Berlin yazan ve Mihail Gorbaçov-Erich Honecker öpüşmesinin resmedildiği duvar en ünlüsüdür. Galeri, Warschauer Str. u-bahn istasyonunun orada biter, isterseniz u1 ile Kottbuser Tor’a geçebilir ya da burada Simon Dach Str. ve civarındaki güzel barlara devam edebilirsiniz.
Hızlı yürüyerek, güzel havada yapabileceğiniz bir tur bu. Tabii ilgi alanlarınıza göre değişir, 2 güne yayılabilir. Bunun dışında Ku’damm, Schloss Charlottenburg, Schloss Bellevue, Tiergarten, Siegessäule de görülecek yerler arasında. Ancak buralar daha ziyade Batı’da kaldığından bunlar için de ayrı bir gün ayarlamak daha doğru olabilir.
“Eee, bunlar bitti başka başka?” derseniz Berlin’e yakın Potsdam şehri var. Orada da saraylar var bir sürü ve de Berlin’de olan her şeyin küçük ölçekli hali. Ya da kuzeyde eski bir toplama kampı olan Sachenhausen… Berlin’deki nadir yokuşlardan ama güzel kafelerin olduğu Mehringdamm, Alexanderplatz’ın yakınındaki çok da öğrenci işi olmayan güzel restaurantlarıyla Hackescher Markt ve Oranienburger Str. mevcut. Hatta Oranienburger Str.’de bir de sinagog var. Az kaldı unutuyordum Prenzlauerberg civarını. Berlin hipsterlarının merkezi kendisi. Yine cafeler, restaurantlar mevcut.
Bu yazıdan şunu anladım: Bir de restaurant, kafe, bar misali bir yazı gerek. Eksiğim, gediğim varsa (ki kesin unutmuşumdur) yorumlarla bu yazıya el atalım! Şimdilik bu kadar.
bugün berlin'de 3 semt gezdim. nasil bi yagmur yagiyor, nasil bi yagmur yagiyor anlatamam. su saatlerde hasan von keyif'in götünde pireler ucustuguna bahse varim. zira en son aradigimda "mayisigim yatiyorum" diyordu. yeterince mektup yazmis, yalamis ve postaya vermis anlasilan.
ben de ufaktan, bir zamandir aklimda olan bir ise girismeye karar verdim. simdi bizim bu berlin'e, almanya'nin fakir; ama seksi eyaleti denir. denir denmesine de, asli astari var mi bu isin? arastirip bakmak lazim biraz.
toplamda 12 semt var. simdiiii...bir elin bes parmagi var, besi de birbirinden farkli. nasil ki, istanbul'un pendik'i ile nisantasi'si bir degil, buralar da birbirinden farkli. is icabi 12 ilcenin hepsine gitmisligim, bana sorarsan kiminde haddinden fazla zaman gecirmisligim var. olsebep bir iki kelam etmeyi kendimde hak görüyorum buralara dair.
12 semtin 12 sini de anlatacagimi sanmiyorum. belli de olmaz yani isim. bazilarinda zaten anlatilacak fazla bir sey yok. 20 dakka yürüyüp dükkan göremediginiz ilceler var, ki sehir merkezinde yasayan insan icin oralarda gezinmek iskence. öyle yeri ne anlaticam? batsin gitsin öyle yer bana sorarsan!
olsebep gönlümün sultani, kapimin dünyaya acilan penceresi mitte ile basliyorum. sonra kreuzberg mreuzberg devam ederiz firsat ve keyif buldukca.
YALNIZ unutmayalim, bu bir turist rehberlik yazisi degil. sadece semtler ne kadan fakir, ne kadan zengin falan buna dair bir ciziktirmece. gezelim görelim köselerini baska zamana yapariz. her seyi de ayni anda beklemeyin anacim. hem tadi ciksin, hem bizim icin de yazacak bir seyler olsun di mi?
Berlin- Friederichstraße (Panorama)
mitte: mitte'nin bi kismi doguda bir kismi da batida kaldigi icin, biraz farkli bir yapiya sahip. duvar yikildiktan sonra hemen buralara gelip yerlesebilmis olanlar pek parali insanlar olmasalar da, simdilerde mitte'de oturmak bildigin paraya bakan bir is olmus cikmis. yeni yapilan yüksek tavanli, garajli, zartli zurtlu evlerin cogu da kiraya falan verilmiyor. direkt satiliyorlar. su durumda mitte icin "faaakiiir" demek pek dogru degil; ama cok zengin de sayilmaz. orta direk. zaten günlük nüfusun yarisi turist. onlari cikarinca geriye kalanlarin kolay kolay bandy brooks'da dondurma yedigini sanmiyorum (mitte'de tam iki yerde var bak bu dükkandan. baska semtte de hic rastlamadim).
seksiligine sira gelince. mitte'ye ancak 3 verilir. daha fazlasi verilmez. banka müdürü kilikli calisanlari ve yasli teyzeleriyle mitte seksi falan degil. yalniz eger magazalarindan bahsedecek olursak, en kral (ve berlin'in en pahali sayilabilecek magazalari (alexa, friedrichstraße, galeria) ile gayet modaya düskün bir semt. bu düskünlükte bu düsüklük, hagaden abes. naabiyonuz, zehlendorf'takiler gelip buradan mi alisveris yapiyonuz nedir?
Alexa
sehrin bu bölümünde bir büyük üniversite hastenesi (Charité) ve elit bir üniveriste (Humbolt Universität zu Berlin) bulunmasina ragmen bunun buralara pek faydasi oldugu söylenemez. ögrenciler ucuz diye wedding'de oturmayi tercih ediyorlar. olmadi schöneberg, o da olmadi neukölln. ne yapsin gariplerim. eh ögrencinin yasamadigi yerde de seksilik biraz ortadan kalkiyor zati. hos, humboldt'un cevresinde güzel giyimli hatunlar. birtakim hipster kilikli erkekler bulmak mümkün; ama yani onlari mitteli sayabilemiyorum ay balam. yoksa bisikletle ise/okula giden herkes benim bebeyim!
dünyanın dibine de gitsek, ucundan da çıksak, baki olan tek şey; asansörde karşılaşan ve tanışmayan iki insanın -birbirlerine selam verme nezaketi göstermişlerse- hava durumundan bahsetmeleri olacak.
18 katlı bir apartmanın, ikinci (aslından yüksek birinci) katında yaşayan beşeriniz katavaşya, berlin'in o meşhur duvarının azıcık ötesinde ikâmet etmekte. yani diyeceğim o ki, bizim binada elini sallasan yaşlıya ve de turiste çarpıyor. yaşlılar malûm. gariplerim kendilerini bildi bileli bu binada yaşamışlar. peki ya turistler?
turist işi biraz çetrefilli. oturduğumuz muhite mitte denir, yanisi şehrin göbeği, karpuzun en sevilen yeri. hoş, şehir birleşti birleşeli burası mitte tabii ki. yalnız mesela, batıda kalan kreuzberg (hasan von keyif'in mahallesi) evvelinde sevilmez, kötü kaka bir muhit olarak adlandırılır ve de olabildiğince türkiye kökenli göçmenlere yamanırken; doğuda sınır boylarına olabildiğince devletine ve milletine bağlı, ben diyeyim stasi, sen anla mit çalışanlarının yerleştirilmesi söz konusu olmuş. hem neticede komşuya soğuk savaş esnasında "bak böyle de süperiz" demek lâzım.
almanya'da son yıllara kadar insanların öyle "aman evim olsun, başımı burada bi yere sokayım" diye bir derdi yoktu. o dert nereden geldi, ben size onu da sağlam bir kafayla bir gün açıklarım. almanya'yı da berlin yaparım. konumuz daralmış olur hem. zaten berlin'de ne kadar eski mekân var ise, yıkıp yerine yenisini yapıp, kiracıları da hop hop kovup, ev sahiplerini içlerine yerleştirdiler, ki evet bu bizim gibi memleketlerden gelenler için pek abes değil; ama 30 yıldır aynı evde kirada oturan bir memleketin çocuğuna "nooluyoz lan" kafası yaşatıyor. yok yok, burda kestim. işte duvar açılmadan önce, bu evler heeeep devletindi. sen de paşa paşa üç kuruşa beş köfte misali oturuyordun. derken duvar açılıyor. ne oluyor? evler haraç mezat satılıyor. bir iki değil, koskoca bina. alan vallahi beşer onar almış anacım. alsın, benim pek gözüm yok. ne yapmış alan adam? e kiracıları çıkarmamış tabi. kiracılar devam etmişler yaşamaya. sonra ölmüşler, sonra yeni kiracılar gelmiş, sonra o kiracılar da çıkmışlar, ev tadilata sokulmuş, sonra adamın aklına bi fikir gelmiş "ulan ben bu kadar merkezi bi yerde ev sahibiyim. ayağımın altı u-bahn, s-bahn. alex'e yürüme mesafesindeyim, barlar marlar gırla. kotti sadece üç durak altımda. ne halt yemeğe kiracılarla uğraşıyorum? turistlere evimi kiralasam ya?"
iyi demiş, zira bir turist kafilesi, en çok en çok bir iki hafta kalıyor. bir hafta kalsa, bir aylık kiranı alıyosun ondan. ev boş bile dursa, sen kâr ediyorsun.
ee, iş böyle olunca. bir de bakıyoruz ki asansörde dilimizi bilmeyen bir sürü insan! tabi biz göçmüş, yerini yurdunu terk etmiş insanız. daha bi sempatiyle yaklaşıyorsun. yalnız hemen benim üst katıma gelen kafileler genel olarak çok gürültülüler. turist rahatlığı diye bir şey var. "nasılsa gidicez" kafasıyla gürültü yapıyor turistler. ama aynı oranda turist mahçubiyeti diye bir şey de var. bir turisti, "ev sahibi" konumunda uyardığınızda, hemen elini eteğini topluyor. hakeza bazen ben de balkona çıkıp "biraz sessiz olur musunuz? uyumaya çalışıyorum" diyorum. özür dileyip içeriye geçiyorlar.
turistlerle karşılaşınca, bir muhabbet gerçekleşmiyor genelde. hafif gülümsemeyle karışık selam ve yola devam! yaşlılarsa muhabbet etmeyi çoğunlukla pek seviyorlar. ben de genel olarak onları seviyorum. bir selam, iki kelâmı esirgememek lâzım diyorum...hava burada pek işe yarıyor doğrusu.
bu sıra asansörle ben bir durak, diğerleri en az iki durak çıkarken ilk sözüm şu oluyor:
-bu sene de yaz bir türlü gelmedi değil mi?
+ah, dünyanın dengesi bozuldu.
-bunaltmasa iyi de, bunaltıyor. neyse iyi günler
+sormayın, zaten çarpıntım var. yaşlılık işte..size de iyi günler!
Mediaspree projesine direnmek icin kurulmus olan Megaspree'nin bir eyleminde cekmistim bu fotografi, arsive göz atarken karsima cikti.
Konu acilmisken Ahmet Turan Alkan'in 15 Ocak 2012 tarihli yazisini paylasayim: Toki'nin ufku var mi, ufku?
Tam yerine denk gelmisken yazida bahsedilen manzarayi[a] da koyayim!