Kafa örtüsü

Meselenin dogrudan Almanya ve Türkler ile ilgisi yok. Ama aklimda kalacagina buraya yazayim dedim. Abdullah Gül'ün zorlu cumhurbaskanligi secimi sirasinda pek cok tartismaya sahit olmustuk kamuoyunda. Her kafadan farkli seslerin ciktigi olmustu hani. Abdullah Gül cumhurbaskani secildi secilmesine ama uzunca bir süre tartismalar nihayete ermedi. Yipratmak isteyenden, "düzeltmek" isteyene kadar herkes farkli farkli seyler söyledi onun ve esinin hakkinda. Benim aklima gelenlerden bir tanesi, zihni fikirlilerden birkacinin Besar Esed`in Türkiye ziyaretinde sirasinda esiyle beraber cekilen fotograflardan yola cikarak yorumlar yapmalariydi. Besar Esed in karisi Esma Esed`in bas örtüsüzlügü ve "cagdasligina" atifta bulunmak isteyen cin fikirliler, "Bakin ya hu, Suriye`nin bile devlet baskaninin haniminin basi acik ve modern. Biz ki Atatürk cumhuriyetiyiz..." diye baslayan bir sürü güzelleme düzmüstü o siralar. Son iki senelik periyoda baktiklarinda acaba hic durumdan ders cikardilar mi diye düsünmeden edemedim aslinda. Bunca acinin ve zulmün yasandigi, basi acik devlet baskani tarafindan yönetilen Suriye ile Türkiye`yi karsilastirirken aklini sirtindaki azik torbasindan ara sira da olsa cikarmak istemeyenler, acaba bu durumda ne tür argümanlar getirirler diye merak ettim simdi. Yanlis anlasilmasin diye de sunu ekleyerek bitireyim yaziyi: Hayir, zinhar basi aciklar iste böyle, kapalilar da böyle gibi bir sacmalama yapmak degildir niyetim. Aksinda bunu yapanlara nanik yapmak istedim hepsi bu vesselam.

Su mübarek günde

Bugün Almanya´ya ilk geldigim günlerde yaptigim gibi, Plochinger Straße'den cikip Index Fabrikasi'ni sag tarafima alarak daha bir kac yil önce kursunlanan Yunan Kahvesinin duvarlarinda acilmis kursun deliklerine bakip Ulmer Straße´deki Oberesslingen Bahnhof´unun sidik kokan  alt gecitidinden gecip Neckar'in ikiye böldügü Esslingen'in iki parcasini birlestiren yesil renkli tahta basamaklari olan köprü ile önünde tüm asaletiyle yillardir bekleyen iki gemi olan tersanevari binanin arasinda duvarlari tuglali eski bir ic avlusu olan Fatih Camii'ne gittim. Ruhani olarak olmasa da lojistik acidan cok faydasini gördügüm bu cami, öffnungszeiten olaylarina henüz alisamadigim o günlerde alt katinda bulundurdugu kücük bakkali sayesinde cok defalar yardimimiza yetismistir.

Weihnachten dolayisi ile ekmek bulamadigimiz icin ilk adresimiz yine bu camiydi. Daha avluya ayak basar basmaz Türkiye'deki bakkallara özgü o kokuyu düsünürken, üstünde bozuk paralar ve somun ekmekler olan masanin yaninda  sandalyede oturan haci amcayi gördüm. Tam iceri adimi mi atacagim sirada ayaga kalkti haci amca."Kapattilar." dedi bakkali, "Yabanci düsmani bir polis geldi ve kapattilar. Bugünlük sadece somun ekmek satiyoruz bir de simit."

Iki tane ekmek aldim bir de simit. Elimdeki bozuk parayi haci amcanin plastik kutusuna attim. Eve giderken ortadox kilisesinden cikan insanlari gördüm. Icimden gecirmeden edemedim "Su mübarek günde caminin bakkali kapatilir mi?" diye!


Konu dinden acilmisken. Birkac ay önce Mannheim'da cektigim bir fotografi paylasmak istedim. Islam Almanya'nin bir parcasi midir, degil midir?

plaka oyunu

pek cogumuz plakadaki harflerden kelime üretmeye calismistir. yani en azindan ben calisirdim. istanbul'da cocuk olmak biraz da böyle birseydi belki, neticede her gün saatlerim trafikte geciyordu. almanya'nin plaka sistemi dolayisiyla berlin'de dikkatimi ceken ise bjk plakali arabalara istanbuldan daha sik rastlamak ve bmw'lerin plakasinin genellikle bmw olmasi olmustu, ki bunu gayet itici buluyorum. bir keresinde yolda mini plakali bir mini denk gelmisti, onu sevimli bulmustum oysa. insanoglu garip, n'aparsin! [mi de minden'in plaka koduymus bu arada]

gecen neukölln'deki kienitzersrtaße'de denk gelen plaka ise kelimeyi falan gecmis, direkt cümle kurmus! plakayi gördügümde araba sahibinin bar sahibi olma ihtimalini sevdim. [evet evet, insanoglu hakikaten garip]


bu vesileyle bar'in da barnim'in plaka kodu oldugu bilgisini paylasmis olayim.

"ben plaka kodu ezberlemeye bayilirim!" diyorsaniz wikipedia sagolsun söyle bir sayfa mevcut, buyrun!

bu fotografi cektikten sonra bir arkadasim facebook'ta asagidaki fotografi paylasti. yerine denk gelmis, manzarayi koymadan olmaz.


bütün kotti toplandik


kotti'deki kira artislarina karsi kotti&co.'nun kurdugu gecekondu cadirini ve gerceklestir-digi eylemleri bircok defa konu ettik bu blogda. uzun mücadele sonrasinda sira beraber eglenmeye geldi bu hafta sonu. pazar günü südblock'ta soli-party vardi, biz de oradaydik tüm mahalleyle beraber. daha önce pek ortak hayat sürmese de bütün bu sürecte bir sekilde kaynasan insanlar bu sefer de beraber eglendi.

sevgili dj'imiz zigan aldi de caldi tabii.

daha önce de paylasmak istedigim fakat bir sekilde yan yatip camura batan bir performansi da bu vesileyle tekrar kayit altina alabildim.

ve karsinizda güzide grup tralalka ve türkce bilmeyen ingiliz solisti emma'nin cok güzel söyledigi 1980:

vay jajina!

sosyal medyanin bugünkü malzemesi bülent arinc. bu yaziyi okuyacak kadar internetle icli disliysaniz meseleyi duymussunuzdur zaten ama ileride kazi yapan arkeologlar bu yaziya denk gelirse onlara kolaylik saglamak acisindan suraya bir link ilistirelim yine de.

önce konuyla alakali birkac ani.

kötü birsey oldugunda bizim ailede "kuku" kelimesi kullanilir. anannem, babannem, teyzemler, yengemler falan kullanır yani bunu. öyle de marjinal bir sülaleyiz! simdi düsündüm de sülalenin erkeklerinden bu ifadeyi hic duymadim. demek ki, kukuyu kadinlar kullaniyor. [metafora gel!] hatta "kuku zeza" vardir bir de. birinden zavalli anlaminda acinarak bahsedilecekse de misal "hasan zeza" dendigi icin merak edip sordugumdan zeza'nin siyah/kara manasina geldigini ögrenmistim. yani kuku zeza da bir bakıma "kuku"nun siddetini artiriyor. [evet evet, kara delik. hi hi, tam olarak onu diyorum!] 

ben de bir sekilde bu kelimeyi arkadas arasinda kullaninca ögrenmistim türkcede ne anlama geldigini. utanmistim. 

bu yaziyi yazmaya niyetlendigimde "anlatacagim animi kaynakla desteklemek icin ufak bir arastirma yapayim." dedim. sunlari buldum, buyrun: 


diger anim da ortaokul yillarimdan... bakirköy'de abilere gidiyorum. orta iki veya orta ücte oldugumu tahmin ediyorum. hey gidi günler hey! o sıra artik tam olarak neyin muhabbeti dönüyor idiyse, sanirim "elinden ne is gelir, ne yapabilirsin" falan gibi birseydi, ben de bir yerden mala aletini kullanarak siva yapmak manasinda kullanildigini duydugum "mala vurmak" tabirini kullanmistim. bir miktar sessizlik oldu, daha sonra abi odadan cikinca "firlama" arkadaslar bono misali basti kahkahayi. "n'oluyo lan?" dememe kalmadan pis pis siritarak "mala vurmak"ın manasini acikladilar. utanmistim. 

bununla alakali internette bakininca da sunu bulabildim: 


hazirlik sinifinda hoca tahtaya "am telefon" yazinca bütün sinif makarayi koyuncaya kadar gülmekten utanmistim. yine hazirlik sinifinda "yardimci almanca" dersimize gelen alman hocanin sayilari ögretirken söyledigi her "zwanzig", "dreizig"te kahkahalar yükselince sinifa bakip "keine phantasie!" dedigini hatirliyorum. simdi düsündügümde utanmak da gülmek de garip geliyor. ayni kelimenin degisik dillerde farklı manalara gelmesi komik olabilecek bir durum, özellikle ufak yaslardaki cocuklar icin "ayip sözlerin" bu sekilde duyulmasi daha da muzip birsey ve bu durumun esprisini yapmak türklere has bir davranis degil ama bütün süreci düsündügümde bizde büyük bir bastirilmislik görüyorum, eziklik hissediyorum. cocuk yasta "muziplik" cercevesinde anlasilabilecek bir durum bizim ülkemiz özelinde baska bir noktaya denk düsüyor bence. tamam gülelim, eglenelim ama durumumuz daha cok su sahnedekiyle örtüsüyor gibi geliyor bana: 


bilin bakalim, bu videoda "biz kimiz"?

konunun bir de fem dersanelerindeki "belden asagi espri yapan hoca kontenjani" boyutu var mesela. personel planlamasıni mi buna göre yapiyorlar, öyle mi denk geliyor, bu hocalar özel egitimden mi geciyor yoksa tamamen sahsi gayretlere dayanan bir kabiliyet mi söz konusu bilemiyorum ama simdiye kadar fem'e gitmis kiminle tanistiysam böyle hocası olmus hep. simdi dönüp baktigimda bir yandan o ögrencilerin bazi seyleri normallestirmesine katkida bulunmus olabilecegini düsünmek istiyorum ama bir diger yandan da geneldeki söylemin, yapilan esprilerin seviyesi ve sekli cinsiyetciligi de güclendiriyormus gibi geliyor. isi tam olarak cözemiyorum, sikiliyorum. 

[nasil süper yapiyorum gecisi aman allah'ım. dur bak!]

tamam, bütün bunlar cocukluk/ergenlik döneminde anlasilabilir seyler ama teknolojinin hayatimiza girmesiyle beraber bütün ülkenin felegi sasti. bütün yaziyi kücük harfle yazarken birden SIKILIYORUM yazan da oldu, sIkIlIyorum ile s1k1l1yorum arasinda tercih yapan da... hala denk geliyor, öfkeleniyorum. cinsellik gibi fitri olan bir konunun kelimeden baslayarak böyle problemli bir alana dönüsmüs olmasi canimi sikiyor!

vajina bekciligi yapmaktan, evli ciftlere cocuk düsünüp düsünmediklerini veya bir süre cocuk sahibi olmayanlara fütursuzca "sorun olup olmadigini" sorma hakkini kendinde görmenin "haddi asmak" olabilecegini düsünemiyorlar. escinsel derken kizaran bozaran insanlar escinseller hakkinda "atip tutmaktan" zerre utanmiyorlar. cinsiyetciligin dibine vururken ne yaptiklarinin farkinda olmayanlarin kelimeden gocunmalarini kabul edemiyorum. bu öfkeyle "size giren cikan olmadigi sürece escinsellerin ne yaptigi sizi ilgilendirmez!" veya "bir adam cinsel organini sokacagı delik hususunda senden farkli bir tercihte bulunuyor diye ondan üstün veya düzgün oldugunu düsünmen bana cok sacma geliyor!" deyince tedirgin oluyorlar. yine yadirganiyorum ama artik utanmiyorum. hep sonradan mesele ile yüzlestim ve cebellestim, hep sonradan sonradan!

derdim tabii ki bülent arinc degil. o da hepimiz gibi/kadar yillar icerinde önce maruz kaldigimiz, sonra üretigimiz carpikligin bir yansimasi sadece. birileri bir sekilde bununla yüzlesip öfkesinden ciglik atiyor, birileri de yadirgiyor. ne de olsa mevzu eski, ata yadigari!

muhsin omurca berlin'de

haftaya napcaz ya la?

valla ben floransa'da bahar havasında gezerken, sizler de bir şeyler yapın bence!

kreuzberg sokaklarında gezinenler, afişleri görmüşlerdir.


muhsin omurca kimdir?

http://www.omurca.de/


hasılı, kendisi

exil bar'da (Dresdener Str. 9 /10999 Berlin) ayın 19'unda çıkacakmış. saati bulmaya çalışıyorum; ama omurca'nın sitesinde bir şeyler oluyor. neler oloyor onu daha çözemedim tabii ki. çözsem, saati de bulurdum. 

"tags deutscher nachts türke" isimli kabaresiyle seyirci karşısına çıkacak muhsin abimizi şahsen ben izlemeyi çok isterdim. siz de izleyin bence. sanırım girişi de yok la. (ya da cüzi bir şeyler)

exil bar'ı arayıp sormakta yarar mı var ne?

mahalle baskisi

alnimda "back to the roots" yaziyor olsa gerek ki, döndüm dolastim yine neukölln'e geldim.


berlin'de gecirdigim ilk gece camdan disari baktigimda ankarali turgut afisi gördügüm neukölln yok artik, gentrification neukölln'ü mesken tutali epey oldu. sadece ubahn'daki yolculari gözlemlemek bile oldukca fazla "done" veriyor konu hakkinda. eskiden sadece arap ve türklerin indigi, geceleri tenhalasan boddinstrasse duraginda simdi renk renk insanlar iniyor, gecenin bir yarisi merdivenleri fevc fevc cikiyorlar. 

konunun farkli boyutlari var tabii.



hermannstraße'deki arap abiler bu uyarinin gözden kacabilme ihtimalini de atlamayarak ayni notu masalara da koymus. daha ne yapsinlar!


demokrasinin büyük bir hizla gelistigi türkiye'de ufak tefek olaylari gündeme getirerek "yok efendim mahalle baskisi!", "vay efendim sivil dikta!" diye ortaligi ayaga kaldiranlar avrupa'nin göbeginde yasanan bu sahne karsisinda ne diyecek merak ediyorum! [oppan yandas style - o degil de, epey zormus yahu bu is!]

not: abilere ne zamandir bu uyarinin oldugunu sormadim. belki abiler duruslarini uzun süredir beri korumaktadir. notun neukölln'ün gecirdigi degisimle alakali oldugunu düsündüm ama olmayabilir de, bilemedim.

Quasimodo'yu nasil bilirdiniz?

Uzun zamandir Almanya'da ana akim medya tarafindan sik bahsedilen bir konu var. Sosyal medyada daha cok rastlanilan bu konu, gecici oturma müsadeleri bulunan Romanlarin sinir disi edilmeleri. Bir gece yarisi bir cok polisin evinize girip sizi yataginizdan uyanadirip, yaniniza alabileceginiz bir kac esya ile bir ucaga binip gönderdigini düsünsenize! Romanlarin sinirdisi edilmelerine karsi olanlarin argümanlari son derece insani ve anlasilabilir. Kosava'ya ya da Makedonya'ya  sinirdisi edilen cogu Roman'in bu ülkelerde ugradiklari irkci saldirilar, yüzde 90'a varan issizlik oranlari ve insani olmayan kosullar...

Romanlar Almanya'da yasal olarak taninan 3 azinliktan bir tanesi. Türkiye'dekinin aksine kendilerini Sintiler olarak tanimliyorlar ve 700 yili askin süredir bu topraklarda yasiyorlar. Tarihi olarak neleri arkalarinda biraktiklari cogu kimse tarafindan bilinen bir sey degil. Nazi rejiminin en kanli zamanini yasayan bir toplum Sintiler. Avrupa'da maruz kaldiklari zulüm ise daha öncelere dayaniyor. Cocuklari kacirip, kan ictiklerine varincaya kadar nice ön yargilar, söylentiler ve dislanmisliklar...

1926 yilinda  Weimar Cumhuriyeti'ndeki "Cingeneler ile Mücadele Plani"nda yer alan ve Alman Polis Teskilati tarafindan toplanan bilgiler ta 1899 yilinda kurulan “Bavyera Cingene Merkezi"ne (Bayerische Zigeuner Zentrale) dayaniyor. 1936 yilinda Almanya´da yasayan cingenelerin (burada cingene tabirini kullanma nedenim, belgelerde "zigeuner" sözünün gecmesidir) kayit altina alinma fikri, Heinrich Himmler'in 1938 yilinda Polis Merkezi'nin Berlin'e tasinmasiyla yasal dayanagina ulasir. "Reichzentrale zur Bekämpfung des Zigeunerswesen" (Devlet Cingeneler ile Mücadele Merkezi) zamanla tüm karakollari da kapsamina alarak o dönemin Almanyasi sinirlari icinde yasayan Romanlari kayit altina alir. Devletin böyle bir mekanizmayi kurusunu Sinti ve Romanlar'in yok etmenin ikinci basamagi olan yasal düzenleme takip eder. 8 Aralik 1938´de kabul edilen bu düzenlemeye göre "yapilan biolojik arastirmalar ile kazanilan bilgiler neticesinde Cingene irkinin Alman irkina yabanci oldugu tespit edilmis ve 'Cingene Sorunu'nun cözümüne karar verilmistir“. Göcebe olan bir toplulugun yok edilmesi icin önce yerlesik hayata gecirilmesi gerektigine inanan Nazi rejimi, 7 Ekim 1939'da Roman ve Sintiler icin yerlesik olma mecburiyeti gerektirir. Ondan sonrasi zaten diger bir cok azinligin da basina gelen bir cok felaket ile ayni. 16 Aralik 1942'den itibaren Himmler'in emriyle o zamanlar sayilari 300.000 ile 500.000 arasinda tahmin edilen Sinti ve Romanlar toplama kamplarinda katledilir.

Bu tarihi arka planin da yardimiyla su saptamayi yapma ihakkini kendimde görüyorum: 500.000 kisiyi cok degil daha 70 yil kadar önce katletmis ya da bu insanlarin katlinde payi olmus bir ülke, o insanlarin torunlarina bugün hala ayni muameleyi reva görüyorsa, tarihten pek de ders almamistir. Soykirimin azi cogu olmaz, soykirimlar yok edilen kisi sayisina göre degerlendirilemez. Yahudiler ile ilgili herhangi bir konudaki rasyonel düsünme imkanlarini bundan 70 yil önce gaz odalarinda kaybeden Almanya'nin Romanlar konusunda neden bu kadar kati olduklarinin altinda yatan tek neden ise, Romanlarin tarihin hic bir zamaninda güclü bir abilerinin olmamasi.

Bu yaziyi yazmadan önce bir hayli düsündüm "Tanidigim ilk romanlar kimlerdi?" diye. Aklima ilk onun ismi geldi: Quasimodo. Victor Hugo'nun Notre Dame'in Kamburu romanindaki kahraman... Hani Hugo tarafindan 3 defa kendi icine hapsedilmis olan zangoc. Katedralin duvarlari arkasinda hapsedilmis, iyi ruhu cirkin bir vücuda hapedilmis ve cingene oldugu icin dönemin halki tarafindan kendi icine hapsedilmis olan Quasimodo'dan bahsediyorum. Zira tanidigim en hibrid ve ayni zaman ilk Roman kökenli insandir o.

Teknik alanda  pek gecemesek de zulüm alaninda rahat yarisiriz Almanlarla. Romanlara Türkiye'de yapilanlar cok da farkli degil Almanya'dakilerden. Bir kac yil önce Manisa'da evleri yakilan Romanlar ile Sulukule'ye yapilanlar bu zulümün en bilinen örneklerinden. Hani ise alinmamalarini, irkciliga maruz kalmalarini falan saymiyorum bile.

Bir yerlerde okumustum, cingenlere kötülük yaparsak, dolunay zamani ayi calip küpe yaparlarmis kendilerine. Tehlikenin farkinda misiniz? Siz ister misiniz bilmem ama sirf bu yüzden isiksiz kalmayi hic istemem. Bu nedenle Romanlari varolus mücadelelerinde desteklemek, karanliga karsi atilacak en büyük adimdir.

Ha bu arada nasil bilirdiniz Quasimodu'yu?

Iyi bilirdik, her sey o Frollo'nun ibneligi!


Dövülen Cingenenin Sarkisi

Yirmi dört samar!

Yirmi bes samar!
Anacigim sarar beni
Gece gümüs kagitlara


Ah yol muhafizi

Ah yol muhafizi
Ne olur bir yudum su
Baliklardan, kayiklardan
Ne olursun, bir yudumcuk


Ah muhafuz komutani

Ah muhafiz komutani
Yan gelmissin odanda
Hani ipek mendiller,
Kurulayim yüzümü
Federico Garcia Lorca

İsmet Özel Berlin'de...

İsmet Özel bu akşam saat 19:30'da Berlin'de bir konuşma gerçekleştirecek. Konuşmanın üst başlığı Türkiye ve "Arap Baharı".

"Görmedik, duymadık" demeyin.

Yer: Türk Egitim Dernegi / Reuterstr. 58, 12047 Berlin