federico garcia lorca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
federico garcia lorca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

DERSIMiz Taksim

                                                                                                               
                                                                           



  ah yol muhafizi,
  ne olur bir yudum su
  baliklardan, kayiklardan,
  ne olursun, bir yudumcuk 
  (Garcia Lorca)
                                  
                                                                                                                                            
Gezi Parki direnisi patlak verdikten sonra bircok siyasi, sanatci ve aydin görüslerini bildirdi. Siyasi gelecekleri basbakanin tercihlerine göre belirlenen insanlar; ya bir erdem olarak susmayi tercih ettiler ya da Basbaka´dan bir aferin aliriz umuduyla olaylarin muhalefet ve dis mihraklar tarafindan düzenlendigi argümanina sarildilar. Bunlardan bir tanesi de meclisimizin sevdigimiz simalarindan ve genelde her konuda fikri olan, ki bu fikirleri sayesinde kalbimizdeki yerini bir hayli pekistirmis bulunan Sayin Samil Tayyar.

Söyle demisti Sayin Tayyar "Sunu bilin, Erdogan diktatör olsaydi Taksim Dersim olur, mezar tasina hasret giderdiniz". Ben bu ifadeyi nasil anlamam gerektigini bilemedim. Bir devlet lütfu mudur, insanlarin devlet tarafindan öldürüldükten sonra, mezar taslarinin olmasi? Ya da yillar önce Dersim´de olanlari düsünüp, aynisi Taksim´de olmadigi icin minnettar olmamiz mi isteniyordu? Iyi de bunu düsünmek bile cok korkunc degil miydi? Acaba Taksim´deki insanlari, Dersim´de yaptiklari gibi öldürebilirler miydi? Kadinlar ve cocuklara tecavüz edip, bir dereye doldurarak fazla kursun israf olmamasi icin süngülerle delik desik edebilirler miydi? Öldürülebilirler miydi Gezi Parki direniscilerini kimyasal gazlar ile magaralarda degil de binalarin icinde, cadirlarinda? Süngüler ile cikarabilirler miydi hamile göstericilerin karinlarindaki bebekleri? Taksim´e, Gümüssuyu´na, Dolmabahce´ye ve Besiktas´a bomba yagdirabilirler miydi savas ucaklari?

 Sayin Tayyar´i Taksim konusunda Dersim terminolojisini kullanmaya iten neden neydi?

- Dersim´de olanlardan bir milletvekili olarak utanmasi ve duydugu aci,
-  Demokrat kisiliginin getirdigi bir disavurum
- Alevi ve Kürt kimligi ile öne cikan bir cografyanin yüzyillardir süregelen magduriyetine cözüm bulma istegi
- Mezar tasi bile olmayan insanlarin her gece Sayin Tayyar´in rüyalarina girmesi
- Taksim ile Dersim arasindaki kelime benzerliginin getirdigi bir metafor
- Dersim soykiriminin ana muhalefet partisi döneminde yapilmasi

Sayin Tayyar´in yukaridaki ilk 5 nedenden hernangi biri dolayisiyla böyle bir ifadede bulunduguna tüm kalbim ile inanmak isterdim. Lakin Alevilerin ibadethanelerinin hala resmi bir statülerinin olmamasi, Dersim´in adinin hala benim kimligimde dahil olmak üzere devlet tutanaklarinda Tunceli olarak gecmesi, Basbakanin diledigi özürden sonra Dersim Soykirimi hakkinda herhangi bir hukuki islem yapilmamasi, cocuklari, kadinlari, insanlari, dilleri ve kültürleri öldüren bir kisinin isminin hala devletin havaalaninda gecmesi, artik yasli olan binlerce cocugun baska ailelerin yaninda ölecek olmasi, benim bu ilk 5 ifadeye inanmama imkan vermiyor.

Cok uzaga gitmeyelim Sayin Tayyar! Ninem hep korkardi 38´i anlatmaktan. "Kirdi gecirdiler, daha ne anlatayim" derdi. Acikan bebeginin agzina aglamasin diye kan sürermis atildigi cukurdan. Ninemin de basörtüsü var Sayin Tayyar, belki hic degilse bu empati yapmaniza yardimci olur. Sivas´tan konusalim biraz isterseniz. Davanin düstügü gün Basbakanimizin "Hayirli olsun" dediginden bahsedelim. Yoksa zaman asimi sizi de rahatsiz etti mi? Kimseye haksizlik etmek istemem.

Simdi fark ettim de Sayin Tayyar 38´deki CHP´ye ne kadar da benzemissiniz su gectigimiz 11 yilda. Tarihin cilvesine bakin ki 1937´de CHP´liler de "Capulcu " diye bahsediyorlardi haksizliga karsi cikan insanlardan. O zamanlar Tan gazetesinde yayinlanmis simdi ise Sabah,Vakit, Yeni Safak, Star ve Akit´te yayinlaniyor.
Kabul edelim Kilicdaroglu ulusalci tabanindan cekiniyor, Dersim hakikatinden bahsedemiyor. Basbakanin, sizin ve diger milletvekillerinin cekindigi nedir Sayin Tayyar? Ulusalcilar mi? Kimler?

Simdi standart bir AKP´li refleksiyle "Basbakanimiz 'Dersim Olaylari' icin özür diledi." diyeceksiniz. Eyvallah da iste bu saydiklarim yüzünden bir anlami yok o özrün. Belki de sorarsiniz "E iyi de bu Dersimliler neden hala CHP´ye oy veriyorlar?" diye. Sizlere mi oy versinler Sayin Tayyar? Bu soruyu baska bir siyasi parti sorabilir ama siz bu soruyu soramazsiniz.

"Mezar tasina hasret gitmek"... Bir söz vardir: "Dervisin fikri ne ise zikri odur." Bu mudur zikriniz Sayin Tayyar? Mirascisi oldugunuzu iddia ettiginiz Osmanli Devleti zamaninda söylenen bir söz vardir, belki bunu bilemeyebilirsiniz: "Dersime sefer olur, zafer olmaz". Aman dikkat edin de "Taksim´e sefer olur, zafer olmaza" dönüsmesin.

Düsünüyorum, belki de 20 yil sonra yine sizin gibi kalbimizdeki yeri pekismis, degerli bir milletvekili söyle der: "Falanca basbakan  diktatör olsaydi, F16 savas ucaklari ile cocuklariniz öldürülürdü, battaniyelere sarilir, kefenlere hasret giderdiniz ve bir özür bile dilenmezdi!"

Quasimodo'yu nasil bilirdiniz?

Uzun zamandir Almanya'da ana akim medya tarafindan sik bahsedilen bir konu var. Sosyal medyada daha cok rastlanilan bu konu, gecici oturma müsadeleri bulunan Romanlarin sinir disi edilmeleri. Bir gece yarisi bir cok polisin evinize girip sizi yataginizdan uyanadirip, yaniniza alabileceginiz bir kac esya ile bir ucaga binip gönderdigini düsünsenize! Romanlarin sinirdisi edilmelerine karsi olanlarin argümanlari son derece insani ve anlasilabilir. Kosava'ya ya da Makedonya'ya  sinirdisi edilen cogu Roman'in bu ülkelerde ugradiklari irkci saldirilar, yüzde 90'a varan issizlik oranlari ve insani olmayan kosullar...

Romanlar Almanya'da yasal olarak taninan 3 azinliktan bir tanesi. Türkiye'dekinin aksine kendilerini Sintiler olarak tanimliyorlar ve 700 yili askin süredir bu topraklarda yasiyorlar. Tarihi olarak neleri arkalarinda biraktiklari cogu kimse tarafindan bilinen bir sey degil. Nazi rejiminin en kanli zamanini yasayan bir toplum Sintiler. Avrupa'da maruz kaldiklari zulüm ise daha öncelere dayaniyor. Cocuklari kacirip, kan ictiklerine varincaya kadar nice ön yargilar, söylentiler ve dislanmisliklar...

1926 yilinda  Weimar Cumhuriyeti'ndeki "Cingeneler ile Mücadele Plani"nda yer alan ve Alman Polis Teskilati tarafindan toplanan bilgiler ta 1899 yilinda kurulan “Bavyera Cingene Merkezi"ne (Bayerische Zigeuner Zentrale) dayaniyor. 1936 yilinda Almanya´da yasayan cingenelerin (burada cingene tabirini kullanma nedenim, belgelerde "zigeuner" sözünün gecmesidir) kayit altina alinma fikri, Heinrich Himmler'in 1938 yilinda Polis Merkezi'nin Berlin'e tasinmasiyla yasal dayanagina ulasir. "Reichzentrale zur Bekämpfung des Zigeunerswesen" (Devlet Cingeneler ile Mücadele Merkezi) zamanla tüm karakollari da kapsamina alarak o dönemin Almanyasi sinirlari icinde yasayan Romanlari kayit altina alir. Devletin böyle bir mekanizmayi kurusunu Sinti ve Romanlar'in yok etmenin ikinci basamagi olan yasal düzenleme takip eder. 8 Aralik 1938´de kabul edilen bu düzenlemeye göre "yapilan biolojik arastirmalar ile kazanilan bilgiler neticesinde Cingene irkinin Alman irkina yabanci oldugu tespit edilmis ve 'Cingene Sorunu'nun cözümüne karar verilmistir“. Göcebe olan bir toplulugun yok edilmesi icin önce yerlesik hayata gecirilmesi gerektigine inanan Nazi rejimi, 7 Ekim 1939'da Roman ve Sintiler icin yerlesik olma mecburiyeti gerektirir. Ondan sonrasi zaten diger bir cok azinligin da basina gelen bir cok felaket ile ayni. 16 Aralik 1942'den itibaren Himmler'in emriyle o zamanlar sayilari 300.000 ile 500.000 arasinda tahmin edilen Sinti ve Romanlar toplama kamplarinda katledilir.

Bu tarihi arka planin da yardimiyla su saptamayi yapma ihakkini kendimde görüyorum: 500.000 kisiyi cok degil daha 70 yil kadar önce katletmis ya da bu insanlarin katlinde payi olmus bir ülke, o insanlarin torunlarina bugün hala ayni muameleyi reva görüyorsa, tarihten pek de ders almamistir. Soykirimin azi cogu olmaz, soykirimlar yok edilen kisi sayisina göre degerlendirilemez. Yahudiler ile ilgili herhangi bir konudaki rasyonel düsünme imkanlarini bundan 70 yil önce gaz odalarinda kaybeden Almanya'nin Romanlar konusunda neden bu kadar kati olduklarinin altinda yatan tek neden ise, Romanlarin tarihin hic bir zamaninda güclü bir abilerinin olmamasi.

Bu yaziyi yazmadan önce bir hayli düsündüm "Tanidigim ilk romanlar kimlerdi?" diye. Aklima ilk onun ismi geldi: Quasimodo. Victor Hugo'nun Notre Dame'in Kamburu romanindaki kahraman... Hani Hugo tarafindan 3 defa kendi icine hapsedilmis olan zangoc. Katedralin duvarlari arkasinda hapsedilmis, iyi ruhu cirkin bir vücuda hapedilmis ve cingene oldugu icin dönemin halki tarafindan kendi icine hapsedilmis olan Quasimodo'dan bahsediyorum. Zira tanidigim en hibrid ve ayni zaman ilk Roman kökenli insandir o.

Teknik alanda  pek gecemesek de zulüm alaninda rahat yarisiriz Almanlarla. Romanlara Türkiye'de yapilanlar cok da farkli degil Almanya'dakilerden. Bir kac yil önce Manisa'da evleri yakilan Romanlar ile Sulukule'ye yapilanlar bu zulümün en bilinen örneklerinden. Hani ise alinmamalarini, irkciliga maruz kalmalarini falan saymiyorum bile.

Bir yerlerde okumustum, cingenlere kötülük yaparsak, dolunay zamani ayi calip küpe yaparlarmis kendilerine. Tehlikenin farkinda misiniz? Siz ister misiniz bilmem ama sirf bu yüzden isiksiz kalmayi hic istemem. Bu nedenle Romanlari varolus mücadelelerinde desteklemek, karanliga karsi atilacak en büyük adimdir.

Ha bu arada nasil bilirdiniz Quasimodu'yu?

Iyi bilirdik, her sey o Frollo'nun ibneligi!


Dövülen Cingenenin Sarkisi

Yirmi dört samar!

Yirmi bes samar!
Anacigim sarar beni
Gece gümüs kagitlara


Ah yol muhafizi

Ah yol muhafizi
Ne olur bir yudum su
Baliklardan, kayiklardan
Ne olursun, bir yudumcuk


Ah muhafuz komutani

Ah muhafiz komutani
Yan gelmissin odanda
Hani ipek mendiller,
Kurulayim yüzümü
Federico Garcia Lorca