türk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

nsu davasi ve "taz"hih

yargilama baslayamadan zaman asimina ugramasindan korkmaya basladim nsu davasinin. malumunuz önce türk ve yunan medyasi yer almiyor diye ertelendi ve dün yeni akreditasyon listesi aciklandi. [mahkemenin resmi aciklamasi]

ilk listede yer alip bunda yer almayan berlinli gazeteci martin lejeune mahkemeye basvurdu bile. faz, welt ve taz da durumu hukuki olarak incelemeye almis

konunun berlin postasi acisindan ise baska bir boyutu var. ilk akreditasyon listesinde türk medyasi yer bulamayinca taz gazetesi, dava ile ilgili yapilacak haberleri internet sitesinden türkce olarak da yayinlayacagini duyurmustu. yayinladiklari ilk haberden sonra dava süresince sitelerine koyacaklari türkce haberleri tashih etme teklifimiz üzerine söyle bir mail almistik kendilerinden:


sonrasinda da yaziyi tashih yolladigimizda söyle bir cevap almistik:


bundan sonra olaylar nasil gelisecek bilemiyoruz. biz berlin postasi olarak elimizden geleni yapmaya calistik, yapabilecegimiz birsey olursa yine buralarda olacagiz.

"niyet hayir, akibet hayir."

Fakirlik mi? Elektrik kontagi mi?



 Eger eziyet, dert ve bela ben dilenciye yoldaslik etmeseydi
Gurbet ellerde yalniz basima kalakalirdim ( Selimi)


"Nerede bir kundaklanan vatandasimiz var ise bir oradayiz" gibisinden bir  siar Almanya'daki son gelismelerden sonra devletimizin yurtdisindaki vatandaslari icin yerinde olabilir. Zira kollektif bellegimizde Möln ve Solingen'in izleri hala sicak dururken, NSU cinayetlerinin aydinlatilmak istenmemesi ve son olarak bu davada Türk basin mensuplarina yer verilmemesi aklimiza ilk etapta irkci odakli saldirlari getiriyor ve getirecek de.

Stuttgart'taki elim yanginda bir anne ve yedi cocugunun ölümünden sonra, devlet yetkililerinin birbiri ardina yaptigi " kundaklama degil" aciklamalarina bir benzeri daha eklendi. Bir Alman ve Arnavut vatandasin hayatina malolan yanginin ciktigi apartmanda Türklerin de oturdugu ögrenildikten sonra Bekir Bozdag su soruyu sordu: "Sadece Türklerin meskun oldugu evlerde mi elektrik kontagindan yangin cikiyor?"

Bu soruya iki türlü cevap verilebilir. Birincisi: "Almanya'da bir irkcilik sorunu vardir, irkci motifli saldirlarin üzeri böylece örtülmek istenmektedir. Böyle bir ihtimal olabilir. Hem hangi devlet böyle ayiplari siradan olaylarla örtmek istemez ki? Hatta bazi ülkelerde herkesin gözleri önünden yakilan insalarin görüldügü davalarin zaman asimina ugradigi bile oluyor."
Ikinci cevap su olabilir: "Türkiyeli göcmenler gelir durumlarindan dolayi restorasyon ihtiyaci olan, gettovari mahallerde devletin sosyal daireler (soziale wohnungen) diye tabir edilen alt gelir sinifina hitap eden yerlerde oturuyor Bu tür evlerde yangin cikma olasiligi, Türkiye'deki bir bakanin evinde yangin cikma olasiligindan cok daha fazladir."

Stuttgart-Backgang'da bir aileye mezar olan o evin eskiden deri fabrikasi olarak kullanildigi cogu kisinin malumudur. Almanya'daki Türklerin hangi sosyo-ekonomik kosullarda yasadigi bilinmedigi icin böyle aciklamalari son derece masumane ve art niyetsiz buldugumu da belirtmem gerekir. Böylesi olaylarda sadece kundaklama ihtimali üzerinde duran sayin yetkililere sormadan edemeyecegim.

Türk oldugu icin Hauptschule'lere gönderilen ve bu yüzden istedigi meslegi yapamayan genclerin hayalleri KUNDAKLANMIS sayilmaz mi?

 Herhangi bir yol gösterini olmadigi icin, ömrünün bir kismini ya da kalanini dört duvar arasinda gecirmek zorunda kalan delikanlilarin yillari KUNDAKLANMIS sayilmaz mi?

 Frankfurt'ta, Berlin'de, Hamburg'da ya da Almanya'nin herhangi bir yerinde vücudunu satmak ve fuhus yapmak zorunda kalan kizlarin gelinlikleri KUNDAKLANMIS sayilmaz mi?

Memleketine gidemez halde, dilini bile yarim yamalak bildigi insanlarla hayatin kiyisindaki bir huzurevinde ömrünün geri kalanini gecirmek zorunda kalan, hani o parmak izlerini bile kaybeden ninelerin ve dedelerin ömürleri KUNDAKLANMIS sayilmaz mi?

Tam altin vurusu yapacakken yakalanmis bir genc, sadece tatillerden tanidigi bir ülkeye gönderilirken iki polis esliginde, birakmak zorunda kaldigi hatiralari KUNDAKLANMIS sayilmaz mi?

Cocuklarina anneleri temizlik yapmaya giderken onunn neden calisamadigi sorulan issiz bir babanin, babaligi KUNDAKLANMIS sayilmaz mi?

Kundaklanmis olmak icin birinci, ikinci ve ücüncü derece yaniktan haric bir de fakir olmak vardir. Bu vesile ile devlet yetkililerine sunu demek istiyorum: " Ve o yangin hicbir zaman sadece elektrik kontagindan cikmaz!"

Bu yüzden vatandaslarinizin hangi kosullarda yasadigini bilmekte büyük varar!

Bunlar ne zaman alman olmak!

Alman olmak sorusu ne zamandır aklımı kurcalar durur vesselam. Alman toplumu genelinde farklı cevaplar veriliyor bu soruya. Kimisi "egemen kültür"den bahsederken kimisi "anayasal aidiyete" atıfta bulunuyor. Hukuki olarak da geçerli olan da ikinci seçenek zaten.

Benim aklımı kurcalayan şey ise bu kimlik temelinde alman toplumunun kendini tanımlama biçimi. Her ne kadar bir toplum homojen olamazsa da, o toplumda sesleri çok çıkan, sözleri çok geçen bir güruh vardır. O güruh ise daha sessiz ve entellektüel olarak daha seviyesiz olanları doğrudan ya da direkt olarak yönlendirir. İşte bu grubun yani sözü dinlenen, kamuoyu yaratan bu grup için Alman olmak ne demek diye düşünüyorum uzanca süredir. Bence Almanya'nın ve Avrupa'nın geleceğini belirleyecek faktörlerin en başlarında, bu soruya nasıl cevap verileceği geliyor.

Dili ve uslübu ile kalbur üstü sayılabilecek Alman dergisi "Der Spiegel" bugünkü çevrimiçi sayfasındaki şu makalesinde, dillendirmekten zevk aldığı, Almanya çapında dağtılan Kuran-ı Kerimler'i ele almış yeniden. Makalenin başında "Eine repräsentative Studie zu Deutsch-Türken bringt ein überraschendes Ergebnis:" dedikten sonra "Junge Migranten in Deutschland, die aus der Türkei stammen, fühlen sich offenbar von der Koran-Verteilaktion radikal-islamischer Salafisten in deutschen Fußgängerzonen angezogen" girizgâhını eklemiş. Bu sayede de benim tepemi attırmış. Yani el altından buyuruyor ki Spiegel yazarı: "Ey Türk kökenli kişiler! Siz Alman değilsiniz." Zira ilk cümle "alman-türkler (almancılar)" ibaresi taşırken, ikinci kısımda genç göçmenlerden bahsediyor. Göçenler göçtükleri ile kalırlar diyor. Alman sayılmıyorsunuz diyor. Diyor da diyor. Makalenin devamında göçmenleri eski ve yeni diye ayırdıktan sonra,  burada doğmuş, büyümüş yiğitleri, hanım kızları da akord iş biçiminin hakim olduğu, ömür törpüsü alman fabrikalarında çalışmaya gelen ilk kuşak "İşçilerinin" devamı addediyor. Makalenin sol tarafındaki videonın metninde de "Burası demokratik bir ülke. Biz kuran dağıtılmasına karşı değiliz. Ama dağıtan bize -küffar- demiş baabaaa.." buyuruyor.

Öpüşen sakallı adamlar ve mahalle baskısı

Epeydir farklı farklı konularda kafamı meşgul eden genel bir durum mevcut. Berlin'de Türk olarak yaşamanın getirdiği birtakım "sorumluluk"lar, kendi kimliğinin fazlaca farkında oluş. Kimse bire bir söz söylemese de (ki söylendiği de olabiliyor), "Türk" olmanın kişiyi zaman zaman bağladığı noktalar.

Soyut bir kavram olduğundan, ancak örneklerle ilerleyebilirim zannediyorum.

Aklıma gelen en yakın örneklerden biri, iki hafta önce yalancıktan doğumgünü kutlaması yapacakken (Berlin'de erken kutladık, malum, herkes yaz tatiline gidiyor, kimse kalıcı değil) ve rakı içmeye karar vermişken, yolda Türkçe olarak "rakı"dan bahseden iki kadın arkadaşa "Ne diyorsunuz ramazan ramazan" diye söylenen bir adamın varlığı. Arkadaş ortamında "ehehe mahalle baskısı" diye gülerek artiküle ediliyorsa da, olayın ciddiyeti epey yüksek. Zaten biz de insanlık olarak böylesi saçmalıklarla nasıl başa çıkacağımızı bilemediğimizden gülme yoluna gidiyoruz, çünkü düşünerek içinden çıkılacak gibi değil.

Bu olayın görünürde bende ettiği bir yer yoksa da, iki gün önce çalışanının Türk olduğunu bildiğim Tabak-shop'ta (tekel bayii oluyor) akşam için şarap seçerken Türkçe konuşamadım. Adam Almanca konuşunca ben de öyle devam ettim ki, biricik din kardeşimin gözünde batının ahlakıyla kirlenmiş bir Türk kızı değil, ramazandan bihaber bir gavur olarak kalayım. Ahlakıma halel gelmesin! Elbette üzerinde düşünülerek alınmış bir karar değildi, o saniyede birden öyle oluverdi, ama içselleştirdiğim mahalle baskısına ben bile şaşırdım.

Daha neşeli bir baskı örneğini de Berlin'de henüz yeni sayılırken, birkaç kez gittiğim bir gay bara yeniden girmeye çalışırken yaşamıştım. Roses adlı, Oranienstrasse üzerinde bulunan, peluş duvarlı, rengarenk ışıklı biricik gay barımızın kapısındaki bodyguard, kapının önünde durup girsek mi girmesek mi diye TÜRKÇE konuşan biz üç kızı görünce, "Kızlar, içeride ne var siz biliyor musunuz?" diye dile geldi. Şaşkınlığımızı atınca "Biliyoruz??" cevabı verebildik, ama adam yılmadı. "İçeride sakallı adamlar öbüşüyor!!" dedi bize olanca ciddiyetiyle. Sahneyi düşünüce çok matrak: tabelasında güller olan, içeriden renkli ışıklar ve müzik sızan, dünyanın en gey barının önünde iri yarı, esmer bir Türk abi, bize içeride birbirini öpen sakallı adamlardan bahsediyor. "E abi sen de burada çalışıyorsun?" deyince de, "N'apalım, ekmek parası" ile söze girdi. Merak edenlere de söyleyeyim, içeride öbüşen kıllı, sakallı adamlar yoktu. Arada gidip kolaçan ediyorum, hala öyle adamlar göremedim, öpüşenlerin geneli kılsız ve köse.

Bu gibi olaylar bir değil, iki değil. Türk taksicinin benimle ciddi düşünerek cep telefonunu zorla elime tutuşturması, bir başka Türk taksicinin müşterisi olan Türk kız ve Yunan çocuğu fark edince kıza çocuk hakkında nasılsa anlamıyor diye saçma sapan laflar etmesi, bir başka kız arkadaşa Eurogıda kasiyeri kız tarafından "E sen hala evlenmedin mi? Kaç yaşındasın ki sen?" denmesi hallerindeki gibi; "Türk" ve "kadın" olunması, karşı tarafın sizin hayatınıza karışma hakkını kendinde görmesi için yeterli olabiliyor. Bunun getirisi de Frenkçede "self-conscious" diye tabir ettiğimiz, sürekli olarak kimliğinin bilincinde olmayı gerektiren bir ruh hali. Çünkü Türk olduğunuz anlaşılınca, otomatik olarak karşınızdaki diğer Türk bireyin sorumluluğu haline geliveriyorsunuz. Sizi kıllı adamlardan, gey barlardan, evde kalmaktan ve bilumum ahlaksızlıktan korumaları icap ediyor.

Varlığım, Türk varlığına armağan olmayaydı eyiydi.

sahur vakti tilkiler ne de güzel gezerler

yer: potsdamerstraße.
tarih: 08.08.2012
saat: 02:30 sulari.

sicagi sicagina girisinin ardindan olaya gecelim.

otobüsün hasi m29'dan inmis hafta ici 24 saat acik olan türk marketi best'e dogru yürürken... (ki kendisi bu sartlar altinda gercekten de supermarkt'ligi ziyadesiyle gecip bestmarkt'ligi hak ediyor! )

(reklamlar: best supermarkt... u-bahnhof kurfürstensraße cikisi, potdamerstaße ecke kurfürstenstraße'de. best supermarktmarkt... rund um die uhr! best supermarkt... ikinci adresiniz!)

... (konumuza dönelim) karsima bu tilki cikti.


cep telefonumun fotograf cekebilme özelliginin pek de gelismemeis olmasi ve tilkinin objektiflerle barisik olmamasi daha iyi bir görüntü almamizi engellerken "özel hayatimla degil fabllarimla gündeme gelmek istiyorum." diyen tilki, muhabirimize saldirmadan olay yerinden hizla uzaklasti.

ach zoo!..

Z raporu

26 kasimda Berlin'de gerceklestirilmesi planlanan "PKK yasagini protesto yürüyüsü"ne Alman makamlarinin izin vermedigini yazmistim. Buna ragmen aksiyon filmlerini aratmayan kovalamaca sahnelerine (dur yahu, bildigin KanalD Ana Haber'e bagladim bir anda)...




Haberlerde belirtilenlere göre öncesinde 30.000 kisinin katilmasi beklenen yürüyüse izin cikmadigi icin polis cumartesi günü sehre giris yapmaya calisan bircok otobüsü geri cevirmis. Bunun üzerine birkac yüz PKK yandasi, sol örgütlerin ayni gün düzenledigi "Fasizm ve Irkciliga Karsi - Devlet ve Naziler elele mi?" yürüyüsüne katilirken bunlarin bir kismi terör örgütü kabul edilen yasakli Kürt Isci Partisi PKK'nin bayraklarini ve pankartlarini tasidiklari icin göz altina alinmis. Yürüyüs sirasinda cikan olaylarda biri yogun bakima alinan altisi hastanede tedavi gören toplam 87 polis yaralanirken 46 kisi toplum huzurunu bozmak, polise mukavemet, adam yaralamaktan yargilanacakmis. Protesto sonrasinda aksama dogru Kreuzberg'de 30 kadar Türk ve Kürt'ün birbirine girmesi üzerine 11 kisi göz altina alinmis.