taz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
taz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gazetede chapulluyoruz!
Bugün ilanımız taz'da yayınlandı. Almanya genelinde Çapulculuk böyle bir ilanın kendisine yakışmasıdır diyenler tarafından verildi bu ilan. Bir taz alın, ve de neden resistanbul denildiğini, haftasonu chapullingi yaparken okuyun.
Eğer ben de iyi chapulladım bu süreçte diyorsanız buyrun sizi bu ilana destek için şuraya alalım
https://www.facebook.com/events/172662909567309/
Facebook'um yok diyorsanız, https://twitter.com/berlinpostasi dan ulaşabilirsiniz.
Desteğinizi verdiniz, ilanı da gördünüz ama bir de ilanla fotoğrafınızı çektirin ve soli@capulcus.de ye gönderin, www.capulcus.de'de paylaşılsın.
Daha fazla çapullamak için, bizimle kalın !
seninleyiz!
where i am, there is germany.
thomas mann
uzaktayız.
çok uzakta.
sadece kilometrelerle ölçülebilecek bir uzaklık değil bu.
rahatımız yerinde mesela.
ama huzurumuz yok.
içimiz acıyor.
geceler uzun, gözler kan çanağı...
"olduğum yer almanya'dır" demiş thomas mann, amerika'da 21 şubat 1938 tarihinde kendisine sürgünde yaşamayı ağır bir yük olarak görüp görmediğini soran gazetecilere.
çok uzakta.
uzaktayız.
ama...
seninleyiz!
taz gazetesi'ne türkiye'de yaşananlarla ilgili bir ilan vermeyi amaçladık ve bunun için paraya ihtiyacımız var. şuradan ne yapmaya çalıştığımıza bakabilir, etkinliğe katılıyorum'u tıklayarak iletişime geçmek için beklediğimiz destekçilerimiz arasında yer alabilirsin.
nsu davasi ve "taz"hih
yargilama baslayamadan zaman asimina ugramasindan korkmaya basladim nsu davasinin. malumunuz önce türk ve yunan medyasi yer almiyor diye ertelendi ve dün yeni akreditasyon listesi aciklandi. [mahkemenin resmi aciklamasi]
ilk listede yer alip bunda yer almayan berlinli gazeteci martin lejeune mahkemeye basvurdu bile. faz, welt ve taz da durumu hukuki olarak incelemeye almis.
konunun berlin postasi acisindan ise baska bir boyutu var. ilk akreditasyon listesinde türk medyasi yer bulamayinca taz gazetesi, dava ile ilgili yapilacak haberleri internet sitesinden türkce olarak da yayinlayacagini duyurmustu. yayinladiklari ilk haberden sonra dava süresince sitelerine koyacaklari türkce haberleri tashih etme teklifimiz üzerine söyle bir mail almistik kendilerinden:
sonrasinda da yaziyi tashih yolladigimizda söyle bir cevap almistik:
bundan sonra olaylar nasil gelisecek bilemiyoruz. biz berlin postasi olarak elimizden geleni yapmaya calistik, yapabilecegimiz birsey olursa yine buralarda olacagiz.
"niyet hayir, akibet hayir."
ilk listede yer alip bunda yer almayan berlinli gazeteci martin lejeune mahkemeye basvurdu bile. faz, welt ve taz da durumu hukuki olarak incelemeye almis.
konunun berlin postasi acisindan ise baska bir boyutu var. ilk akreditasyon listesinde türk medyasi yer bulamayinca taz gazetesi, dava ile ilgili yapilacak haberleri internet sitesinden türkce olarak da yayinlayacagini duyurmustu. yayinladiklari ilk haberden sonra dava süresince sitelerine koyacaklari türkce haberleri tashih etme teklifimiz üzerine söyle bir mail almistik kendilerinden:
sonrasinda da yaziyi tashih yolladigimizda söyle bir cevap almistik:
bundan sonra olaylar nasil gelisecek bilemiyoruz. biz berlin postasi olarak elimizden geleni yapmaya calistik, yapabilecegimiz birsey olursa yine buralarda olacagiz.
"niyet hayir, akibet hayir."
"hate" bre var mi yan bakan?
söz konusu söz söylemek olunca "ne?" sorusu kadar "nasıl" sorusu da kafami mesgul ediyor. söyleyecek sözü olanin özgüveninin mezbul miktarda bulunmasi gerektigine inanirim. özellikle de egemen dilin, cogunlugun, "main stream"in hilafindaysa söyledikleriniz...
ancak özgüven sayesinde kendimize ait cümleler kurabiliriz. belki de ancak kendisine ait cümleleri olanlar özgüven sahibi olabiliyordur. bilemiyorum.
bildigim tek sey, aksi halde "aks-i seda" olmaktan kurtulamayacagimiz. birilerinin söylediklerine cevap yetistirmeye calismak ise belagatin ne kadar güclü olursa olsun kendi cümlelerinden feragat etmek demek. bundan dolayi, itirazdan ziyade kendini ibrazi tercih etmek gerekiyor diye düsünüyorum.
besigi sallayan el dünyaya hükmeder.
halide edip adivar
sadece özgüven sahibi olmak da yetmiyor. unutmamak lazim ki; kelimeler, cogunlugun mali! ve kavramlari belirleyenler meseleye hükmeder. burada izlenebilecek iki yol var. kendi kavramlarini üretmek veya var olan kavramlari egip bükmek, yeniden anlamlandirmak. bu meseleye ilerde yeniden deginmek istiyorum. iki yolun da iyi ve kötü emsalleri mevcut. almanya'da yasayan, türkiye'den gelen göcmen kökenli sanatcilarin son yillarda "almaci" ve "kanacke" gibi kavramlarla bu sekilde "ugrastiklarina" sahit oluyorum. genel olarak önemsedigim ve basarili buldugum gayretler bunlar.
***
biz burada ahlaksizliklari gülerek cezalandiriyoruz.
böyle yazarlarmis eksi yunan'da tiyatronun duvarina ve her seferinde tekrarlamak lazim ki, egemen dil kayitsiz sartsiz ahlaksizliktir!
berlin'de bir grup gazeteci, bir süredir özgüveni son derece yüksek bir "performans" sahneliyor: aldiklari "nefret" dolu okur mektuplarini okuyarak gülüyor, güldürüyor, egleniyor ve farkli olani kabullenemeyen egemen anlayisi cezalandiriyorlar. hate poetry adindaki bu program simdiye kadar iki kez ballhaus naunynstraße, birer kere de taz cafe ve roter salon'da olmak üzere dört kere gerceklestirildi, bu aksam da maxim gorki theater'da besinci kez sahne alacak. 30 kasimda da bremen'de arz-i endam edeceklermis.
en güzel hakaretlerin edildigi, en nefret pitircigi mektubun seyircilerin alkislariyla secildigi programda 4 gruba ayrilan okur mektuplarinin yani sira "hate poetry" hakkinda yazilanlar da okunuyor. özellike abonelik iptali ile gazeteleri tehdit eden okur mektuplarini dinlerken ahmet turan alkan'ın su yazisi aklima geldi.nasil gelmesin ki? kambocya'dan yazip yazara "saydirdiktan" sonra "gazetenizin abonesi degilim ama olsaydim aboneligimi iptal ederdim!" diyeni mi istersiniz, "biz 5 arkadas olarak falanca yazarin gazeteniz ile ilisigini kesmemeniz durumunda sirayla aboneligimizi iptal edecegiz." diyen hollywood filmlerindeki sira ile rehineleri öldüren psikopata özeneni mi?
geri kalanini ise gidip kendiniz görün, dinleyin... bugun gidemezseniz bir baska gün gidin ama gidin. ve gülün ve cezalandirin!
geri kalanini ise gidip kendiniz görün, dinleyin... bugun gidemezseniz bir baska gün gidin ama gidin. ve gülün ve cezalandirin!
Labels:
Ahmet Turan Alkan,
ballhaus naunynstrasse,
deniz yücel,
die zeit,
gazete,
hate poetry,
maxim gorki theater,
mely kiyak,
nefret,
özlem topcu,
roter salon,
taz,
taz cafe,
yassin musharbash
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

