türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

nasıl geldim berlin'e - 1

berlin'de 13 yılı devirmiş biri olarak gezi'den beri giderek artan yeni bir göç dalgasını görmemek mümkün değil. son dönemde şiddet kazanan bu akım muhtemelen önümüzdeki süreçte de büyümeye devam edecek. yeni gelmiş arkadaşlarla gelmeye karar verme anından başlayarak berlin'e intibak süreçlerini de içeren bir sohbet-söyleşi serisi başlatarak hem tarih not düşmeyi hem de gelmeyi düşünen fakat belirsizlik veya kaygıdan dolayı kararsız olanlara, zorluk çekenlere yol göstermeyi amaçladım. sıklıkla dile getirdiğim gibi zamanında "cahil cesareti" ile yola düşmüş biri olarak yeni gelecek kişilere bir faydamın dokunacağını umarım.

akademisyen, beyaz yakalı, öğrenci, sanatçı, dil kursu, aile birleşimi gibi değişik yollara dair farklı tecrübe ve hikayeleri size ulaştırmaya çalışacağım. siz de varsa özellikle öğrenmek istediğiniz hususları blog yazılarının veya youtube'daki söyleşilerin altına yazarak, facebook sayfamıza mesaj veya berlinpostasi@gmail.com adresine atarak iletmek suretiyle içeriğin zenginleşmesine katkıda buunabilirsiniz. aynı kanalları tabii ki her türlü yorum ve değerlendirme için de kullanabilirsiniz.

ilk konuğumuz berlin'e akademisyen olarak gelen irem oldu. şimdilik youtube ve soundcloud'daki berlin postası hesaplarından dinlemeniz mümkün.

bu söyleşi serisi, kafamdaki diğer konu başlıkları için ilk adım olur diye umuyorum.  

beğenmeniz durumunda sosyal medyada paylaşmak konusunda elinizden geleni ardınıza koymayın! 

muhabbetle! 







serinin ismi olarak aklıma ilk önce "çayda dem, berlin'de kudamm" gelmişti, o belki başka bir projenin ismi olur. yazıyı isme ilham olan şarkıyla bitirelim:


I don't know what I did this summer



"Türkiye'ye hoşgeldiniz"

Bu yazıyı gördüğümde çocukken bize anlatılan hikayeler gibi eğilip toprağı falan öpmedim.
Ama 3 hafta önce kesin dönüş yapmış biri olarak biraz öncesi ve sonrası satır başları vermek istedim.

Dönmeden önce:

- Biriktirdiğiniz, sağdan soldan çıkan tüm bozuk paraları Bundesbank'a götürüp bütünletebilirsiniz. Ben 3 kilo 300 gram ağırlığındaki sadece centlerden oluşan birikimimi 20 oyroya dönüştürttüm. Berlin için Leibnizstrasse 10'a gitmeniz gerek. Kasse okunu izleyin ve numara alın. Sonra o her zamanki bürokrasi işte; numaranızı gösteren ve yeşil ışık yanan odaya girme, görevli ile bir camın arkasından konuşma, temassız bir biçimde belge-para alışverişini raylı çekmece ile yapma ve 1 dakikada bitiyor. 3kilo ya, nasıl saydın onca parayı vay anasını dedim (içimden)

- Bütün üyeliklerinizi ya da hesabınızdan otomatik olarak para çekimine izin verdiğiniz ne varsa en az 1 ay öncesinden iptal dilekçelerini yazın ve de yollamaya başlayın. Ani kararla dönüş bu ülkeye göre değil onlar hep hollywood işi.

- Havaalanında ağlayan hatta hönküren insanı garipsediklerinden tüm işlerim daha da bir kolayından halloldu. Check-in, fazla bagaj, güvenlik kontrolü, pasaport kontrolü.

Kişisel not: Dostlar çok güzel güle güle dediler bana, son geceye dek yemeler, içmeler, muhabbetler biriktikçe birikti, at bir düğüm daha boğaza!

Döndükten sonra;
- Çok çocuk var. Her yer çocuk. Her yer ağlayan çocuk.

- Boy ortalaması hemencecik düşüveriyor.

- Evde yapılan yemek özlenirmiş. Böyle çeşit bol, hizmet sınırsız . Güldürdü.

- Evet komşu teyzeler hala başgöz etmek, başınızı bağlamak ya da başınıza çorap örme odaklılar. Ayakları baş yaparlar anlamazsınız valla.

- Akrabalar, "Şimdi kesin mi döndün, yapabilecek misin? Nereye başvurcaksın, bizim bir Salim abi vardı x şirketinde bi bakalım" gibi cümleleri "Hoşgeldin cnm"ın arkasına soluksuz sıralıyorlar. #direnkesindönüşçü

-Liseden birileri yine sizinle aynı şehirdeler.

-Radyo çeşitliliğini hatırladım, en azından çeşitlilik güzel.

-Televizyonu açınca, ülke bir isveç-norveç-danimarka belki belçika azıcık hollanda;
Her kanalda bir bilgi yarışması, katılanlar master, doktora falan ya da cağnım ülkemin köylüsü bilem 250 milyarlık soruyu gördü, en birinci kültür, eğitim bizdeymiş vay arkadaş hissiyatı pek güzel işleniyor.

- Flash Tv ramazana uygun halaylarla devam ediyor yayına. İlkeli yayıncılık.

-Arkadaş sofralarında gezi muhabbeti olmazsa olmazlardan.

- Dışarıda yemek yemek pek pahalı geldi bana. Taksim, beşiktaş gibi yerlerde 20'den aşağı yemek yok.

-Semester ticket sen ne güzel bir şeysin, çok özledim seni.

-Kahve, ucuz kahve arıyorum seni pek bir çok.

-Ağlayan bebeğe, sevimli bebeğe agucuk, gugucuk, çirkin şey seni deyip sevmek serbestti, hatırladım.

Berlin lafı geçince, içimin cız ettiği doğrudur. Kesin bilgi.

Peki ben şimdi ne mi yapıyorum? İnanın henüz bilmiyorum...

Kadının Adı Yok

Bu sefer gerçekten kadının adı yok.

Son 10 gündür twitter, facebook ve uluslararası basında çıkan her türlü direniş haberini okurken uyuyakalıp bir kaç saat sonra n'olur daha da kötü bir şey olmamış olsun diyerek kendiliğimden uyanarak elimi telefona atıyorum. Yasak olanın cazibesi ne kadar fazla ise inanın uzak olmanın içinizi yakması da bir o kadar derin.
En son 17 ağustos depremi için gündem hiç değişmeden günlerce bahsedilmişti benim hatırladığım.
Gezi parkı direnişi de bir deprem, şiddeti bilinmeyen bir sosyal deprem.
Kimse öngöremedi. Herkesin özellikle de iktidarın rehavete en çok kapıldığı anda geldi. Bir kaç agacti, 3-5 çapulcu idi; hepi topu...

Ama yazın ortasında İstanbul'un göbeğinde 200 kişilik bir kar topunun; sadece 2 gün içerisinde bütün kutupları kendine katan bir çığa dönüşmesini hangimiz bekliyorduk?
Yazanı, çizeni, konuşanı ve hala anlamayanın çok olduğu bu toplumsal hareketi an be an izliyoruz, nefes almadan...

Hele biz uzaktakiler gerçekten oturup izliyoruz...

Gerçek olduğunu bildiğimiz, tanidigimiz karakterlerin baş rolü oynadıkları; yakarışlarını ezberlediğiniz rollerin eşit dağıtıldığı ; kimi zaman gülerek kimi zaman aglayarak yürüdüğümüz sokakların, meydanların da set olarak kullanıldığı bu filmi 3000 kilometre öteden içimiz yana yana izliyoruz...

Bu da bambaşka bir yazı konusu aslında...

Neyse ne diyordum? Hah Gezi Parkı! Diren Gezi! Diren Ankara! Diren Hatay! Bunlar besmele oldu dilime...
Tamam bunlar degildi diyeceklerim. Günde 4 miting değil ama biber gazsız, copsuz kavgasız, hakkını vere vere 10 günde 4 eylem yapınca insan tekrar etmeden duramıyor direnişi!
Dili sussa insanın; gözünü kapatınca da bu gördüğü fotoğraflar geliyor hani şu TOMA'nın ıslattığı dans eden genç kadın; hani şu gençlere evden dolma yapıp getiren ve dagitan teyze , hani şu kızılayda sevgilisini öpen genç kadın, hani kırmızı elbisesi ile gaz yiyen kadın, hani şu en önde duran, en önde koşan, hani hani... Hepsi işte...


Bu kadınların hiçbirinin adı yok!
Kendileri orada!
Kendileri en önde!
Onların bedeni ve onların karari en onde durmak ! Onların kararı o TOMA'nın önünde durmak, onların kararı barikatta beklemek, onların isteği aşklarını bu direnişte yaşamak, onların düşüncesi 3-5 çapulcuyu evladı bilip ne yiyip ne içtiklerini önemsemek!

Kadınların direnişi çok güzel... Kendileri gibi, duruşları gibi...
Onlari izlerken;  bana verdikleri umut, onların yanında olamadığım için yaşadığım hüzün, yedikleri her bir cop, her gaz bombasi ve tazyikli su için hissettiğim acı, en ilginç, en ağır hissiyatımdı bu hayatta.
Onlara teşekkür etmek gerek. Onlara yardım etmek gerek. Onları alkışlamak gerek .

Ve onların adı yok.
Bu sefer Türkiye'de kadının adı yok kendisi var!
Sokakta, özgürce, mutlu, gururlu bir şekilde kendisi var!
İyi ki var!

almancının dilemması

almancının önünde sürekli duran iki seçenek var... o da dönmek mi dersin?

yurtdışında yaşamaya devam edecek... devem edecek ve ailesini özleyecek, yeğenlerinin büyümesini uzaktan çok uzaktan izleyecek, izleyemeyecek bile duyacak, yalnız yaşamaktan ve hatta yalnız ölmekten korkacak, ölümden her laf açıldığında "ya memlekettekilere birşey olursa?" sorusu içini kemirecek, haftasonları bir "wettbüro"da tuttuğu takımın maçını izleyip internetten dizilerini izleyecek, türkiye gündemini takip edecek, türkiye gündemini takip etmekle kalmayıp memleket için endişelenecek... reyhanlı'daki patlamayı dert edecek misal, metrodaki ahlak anonsunu, gezi parkını, içki yasağını... jön türklük oynayacak yani. her almancı biraz jön türktür ne de olsa! oecd'nin mutluluk ligi sıralamasını paylaşacak facebook'tan illa ki... paylaşacak çünkü en başta saydıklarımı göze almasının sebeplerini unutmamalı bir an bile. unutmamalı, çünkü unutursa duramaz.

veya türkiye'ye geri dönecek... buradaki güven, rahatlık, düzen duygusunu, sosyal baskının olmadığı, daha bir kendisi olabildiği hayatı bırakıp keşmekeşin, tedirginliğin içine atacak kendini. o gün bir devletlünün mü, komşunun mu, müdürün mü, akrabanın mı yoksa yolda karşılaştığı herhangi birinin mi hayatına "salça" olacağını kestiremediği bir hayata "merhaba" diyecek. ayrımcılığa uğradığı, ayrımcılığı hissettiği ülkeden "ırkçılığın olmadığı" ülkeye gidecek. en azından adının, tanımının olmadığı...

burada da seçenekler çıkıyor karşısına. diklenecek, didişecek, mücadele edecek veya kendini geri çekecek. küçük bir dünya kurup oraya saklanacak. tamam kürk mantolu madonna en büyük aşk romanınız ama "raif efendi" olmayı bir de bu gözle görmek lazım belki de...

veya nerede olursa olsun yok sayacak geçmişini, yaşadıklarını, kaygılarını...

almanya gündemini takip edip tatort seyredecek, yabancılar hakkında genellemeler yapıp euro krizine kafa yoracak, kenara para atıp bulduğu uygun "last minute" ile mallorca'ya gidecek misal.

ve "evet" diyecek, "içip içip huzursuzluk çıkartıyorlar... hem trafik kazaları, sağlık sorunları da cabası!"
"müslüman bir ülkede peygambere hakaret etmek de neymiş? çeksin cezasını tabii!" diyecek.

kalabalıkta eriyecek, yok olacak...

entegrasyon palavralarından sıyrılıp asimile olacak!

düşünmeyecek... unutacak.

huzur nisyanda. dır belki.

dedim ya...  yok sayacak geçmişini, yaşadıklarını, kaygılarını...

"ignore" edecek. "ignorance is bliss" budur belki hakikatte!

yok say.

yoksa...

yoksası zor!

gel alaka!

kaynak: itü sözlük görseller

[bu yaziya ilham veren röportaj burada, ister okuyun ister izleyin]

"gelirken ingiltere ve türkiye arasında bir karşılaştırmaya girmemeye dikkat edeceğimin sözünü verdim kendi kendime."

ne kadar da iddialı bir "söz"! oysa adim attigindan itibaren mukayese basliyor. mukayese söz konusu oldugunda fark etme ve tefrika basliyor. geldiginiz yerden, orada biraktiginiz insanlardan, o güne kadarki sizden "ayrilmaya" basliyorsunuz. "orada yabanci, burada almanci" olmanin hikayesi orada gizlidir, tafsilati sonraya kalsin.

"çünkü her ülkenin farklı gerçekleri var. yaşam standartları ve tarzları birbirinden oldukça farklı." türkiye'deki bazi seyleri "görmezden gelinemez", "yok sayilamaz", "susulamaz", "kabul edilemez" görüp elestirmeye basladigimda etraftan aldigim cevap... en son annem verdi bana bu ayari! cok da makul geliyor kulaga ilk basta. ama yillardir maruz kaldigimiz bütün sacma uygulamalarin kilifinin tam da burada oldugunu da unutmamak lazim. basörtüsü ile üniversiteye girilememesi veya kürtcenin yasaklanmasi elbette bosuna degildi! avrupa'dan veya dünyadan örnekler getirmenin de anlami yoktu cünkü ne güzel bahaneli isim tamlamamizdin sen "türkiye'nin kendine özgü sartlari". "akıl tutulmamiza" yaptigi önemli katkilar icin tesekkür edip bu gercekle yüzlesmemizin zamani geldi bence.

cünkü "ancak bir de değişmeyen evrensel gerçekler var." ve "farklı bir yere çıktığımızda, mesela yurtdışı, farklı gündemlere, farklı hayatlara bakmaya başladığımızda bizim aslında normal gibi algıladığımız şeylerin anormal olduğunu fark ediyorsunuz." fakat bu gercegi ülke geneli olarak henüz özümseyemedigimiz icin "cemevi" meselesini hala tartisiyoruz mesela. ne diyeyim; cekilecek cilemiz, "kaybedilecek yillarimiz" bitmemis demek ki.

bu yazinin konusu, videonun giris kismi olacakti aslinda.

"gördügüm kadariyla türkiye’deki basin kültüründe yurtdisindan yayin yapmak, yurtdisindan gazetecilik yapmak unutulmus." ve sonrasinda taninmis yurtdisi temsilcileri: ufuk güldemir, sedat ergin, mehmet ali birand, ertugrul özkök. reha muhtar ve yasemin congar'i da ekleyebilirsiniz bu listeye.

ve tabii benim de alman gazetelerini okurken "fark ettigim" durum: "ingiliz gazetesini aciyorsunuz, the guardian'i aciyorsunuz, bir sayfa mozambik'ten izlenim, bir sayfa brezilya'dan izlenim, öbür sayfa bambaska bir dünyadan izlenim."

türkiye'nin disariya ne kadar kapali bir ülke oldugunu ancak ülke disinda algilayabiliyorsunuz. en azindan bende öyle oldu. konuyla ilgili günlük hayattan bircok misal zikredilebilir. basli basina basina bakmak bile ögretici oluyor. afrika'daki bir ic catismanin almanya'nin ciddi gazetelerinden sürmanset verildigini görünce "uyandim" meseleye. türkiye'deki gazetelerin dis haberlerine "alici gözle" baktiniz mi bilmem ama cogu "basbakan suraya gitti", "cumhurbaskani falancayi agirladi", "disisleri bakani filanca ülkeyi ziyaret etti"den mütesekkil. bundan gayri "sözde soykırımi oylayacak olan senato/alt meclis", avrupa birligi ve de enerji-dogalgaz temali rusya haberleri var. ki bu son iki baslik ekonomi sayfasina da "meze" olmakta. berlusconi'nin zamparaliklari var bir de, unutmamak lazim! sinir komsumuz suriye'den ancak orada isler cigrindan ciktiginda haberdar oluyoruz. bir de bayramlarda tellerin üzerinden atilan hediyeler vardi, hakkini yemeyelim! herhangi bir ülkenin tarihini, kosullarini, gündemini bilen, takip eden kac kisi var? herhangi bir ülke bir sekilde gündemimize girdiginde [ki genelde türkiye'nin taraf oldugu bir kriz oluyor bu] birkac monser ana akim medyada boy gösteriyor, günü kurtariyoruz! onlarin alternatifi de her konu hakkinda edecek 3-5 kelami bulunan televizyon horozlari... [tabir ahmet turan alkan'a aittir] o haftanin menüsünde bir baska ülke varsa "bana faydasi olmayan kliselerin" gevelendigi sözlerle program dolduruluyor. öyle olunca da seviye "esed mi, esad mi?"dan öteye gitmiyor tabii. almanya da erdogan'in ziyaretleri disinda hiristiyan demokrat bir siyasetcinin yaptigi türkiye'nin ab üyeligine karsi cikan aciklamalarla giriyor gündeme. hos, artik "ab üyeligi" gazimiz da kacti, onu da pek umursamaz olduk! bu durumda yapilan klasik yorum da "merkel'in türkiye'yi ic siyaset malzemesi olarak kullanmasi" oluyor. böylece herkes meseleyi tek cümle ile cözümlemenin huzuruna eriyor. almanya'nin ic siyaseti nedir, "entegrasyon" tartismalari etrafinda neler söyleniyor, almanya'daki kimlik meselesi ve almanlik neye evriliyor, islam konusu nasil ele aliniyor, bütün bu konularda kim hangi "cümleyi kuruyor" bilmeden, bilemeden ve daha da önemlisi merak dahi etmeden cözüveriyoruz problemi. yesiller'den veya sol parti'den biri kürt veya ermeni meselesinde görüs belirttiginde veya diyarbakir'i ziyaret ettiginde de "ülkeyi bölmek isteyen dis mihraklar" deyip geciyoruz ne de olsa.

isin daha tuhaf tarafi ise bütün bu "alakasizligimiz"a ragmen bölgesel güc olma "gazimiz". hükmedecegiz ama neye hükmedecegimiz konusunda fikrimiz yok! balkanlardan afrikaya kadar bölge tarihe dayanan bircok avantajimizin oldugu dogru, söyleyeceklerimiz orada yankilanacaktir ama sirf bu yüzden kime ne dedigimizi bilmeden ses cikarmak bizi nereye götürür? herseyi gectim bu "alakasiz akilla" bölgede güc olmak bölgeye ne kazandirir? kendi sinirlari icerisinde trafige nizam veremeyen "ortak akil" ve "insan kalitesi" aleme nasil bir nizam verir, ne teklif eder? herseyi maddiyata döktük; iyilesen ekonomi ve büyüme oranlari, yükselen binalar ve kisi basina düsen gayri safi milli hasila miktari... peki, kisi aklina takilan soru miktari nasil artar?

bölgedeki ülkelere bakip kendine rol bicmek iyi güzel de bölgesel güc olmak onlari gecmek degil bölgede hesabi olan bütün "güc"lere söz gecirmek demek.

avrupa'nin ahlaksizligindan degil türk'ün alakasizligindan kacinmadan o is zor, cok zor yonca!

jonny k. ve samimiyet

"nsu davalarina alinmiyoruz"

"türklerin evleri yakiliyor"

"vatandasimiza olanin pesindeyiz"

"türk cocuklar, hristiyan ailelere, escinsellere veriliyor. kabul edemeyiz"


bu ara siklikla bu cümleleri duyuyor, okuyoruz. bazi enfarmasyonlarin milliyetcilige hizmet etmesi icin carpitilmasi noktasini simdilik es gecersek (türk evleri yakiliyor ve türk cocuklari ailelerinden alinip hristiyan ailelere veriliyor kisimlarini bilhassa, zira kazin ayagi öyle degil), okuyalim da. neticede ortada bir ayip/haksizlik var ise, ayan edip vatandasinin hakkini arama; mevcut irkciligi gözler önüne sermek bir devletin, sadece devletin degil, vatandaslarinin ve sivil toplum kuruluslarinin asli görevi olmali.


yalniz, alman devletinin sag gözünün kör olmasi misali -nsu cinayetlerine "mafya catismasi" demek, sol örgütleri büyütec altina almak gibi-; igneyi kendine batirmadan, cuvaldizi eline alip o devlet senin, bu devlet benim kosturmasin ya türkiye cumhuriyeti?

hadi tamam, tamam. igneyi gectim. faili mechullerden falan girmeye kalkarsak, biz hic cikamayiz buralardan. zira daha dün bir üniversite ögrencisi, tutuklu bulundugu f tipi  cezaevinde asti kendini. nazife ana, 10 yildir haber almadigi dagdaki ogluna kazak ördü diye 25 ay ev hapsine mahkum edildi. yani haksizlik ve adaletsizlik konusunda kendi pisini temizlemeden baskasina laf söylemeye kalkacak olursa türkiye, herhalde bir on on bes yili sade özür ile gecer durur. ha, o günler de gelir elbet. hadi hesabi mahsere birakmadan, surada noktalayalim...ammavelakin, yasananlara eküri bir olayda türkiye cumhuriyeti'nin takindigi tavir nedir?

Jonny K. (20) - Alexanderplatz  (BILD)
2012 ekiminde jonny k. arkadasini korumak isterken bes genc tarafindan alexanderplatz'da beynine tekmeler atilarak, kaba dayakla öldürüldü. süpheli faillerden dördü zaman icinde tutuklandi, bir katil zanlisi türkiye'ye kacti (ekim ayinda almanya'ya geri dönecegini söyleyen onur'dan bugüne kadar henüz bir haber yok). aradan gecen alti ay icinde, dört tutuklu mayis ayinda baslayacak davalarini beklerken, türkiye cumhuriyeti öncelikle katil zanlisinin türk vatandasi da olmasindan ötürü yakalanip iade edilmeyecegini; ama istenirse bunun kontrol edilebilecegini duyurdu. hadi iadeden gectik, neticede belli birtakim yasal prosedürler var. hukukta adalet aramayi birakali cok oldu zira; ammavelakin alti ay boyunca türkiye'de elini kolunu sallaya sallaya gezdi katil zanlisi. yedi, icti, rahat mi degil mi bilinmez; ama uyudu temiz yataklarda. o esnada türkiye cumhuriyeti'nin temsilcisi hickimse görünür sekilde ziyaret etmedi acili aileyi. olayin kendileri icin de elem bir vaziyet teskil ettiginden bahsetmedi, bassagligi verilmedi. yüksek yerlerdeki sivil toplum örgütlerinin temsilcileri aile ile görüstüklerinin duyulmamasini bilhassa rica ettiler. isim vererek rencide etmeyelim de, onlar kim olduklarini hayli iyi bilirler.  kisacasi kimse üzerine almadi jonny k.'nin katilinin türkiye'de olmasini, iade edilmemesini ve hakkinda tutukluluk emri cikarilmamasini.

jonny k. yi öldürenlerin türkiye kökenli olduklarini söylemek bile türkiye kökenliler ve temsilcileri icin zul oldu. evet, jonny k.'yi öldürenlere bakinca "pis türkler" demek yerine "siddetin irki, dini, dili olmaz. toplumlar ve sosyoekonomik unsurlar siddeti yaratir" denilerek, almanya icine bir ayna tutmak gerekir. yalniz, en basta tirnak icinde kullandigim cümlelerin sahiplerinin, kendi düsünce yapilarina göre "türk" diye gördükleri katil zanlilari adina, aileden bir özür dilemeleri ve zanlinin tutuklanmasi icin hemen bir karar cikaracaklarini söylemeleri gerekmez miydi?

bugün, olaydan alti ay sonra, türkiye cumhuriyeti katil zanlisi icin bir tutuklama karari cikarttigini duyurdu. iadeye dair söylenen bir seyse yok -bu konuda alman devleti'nin de elini cabuk tutup tutmadigi sorgulanabilir-
jonny k.'yı yok yere sokak ortasinda tekmelerle öldürdügü düsünülen ve bu sebeple türkiye'ye kacan onur u.'nun yakalanirsa gerceklesecek olan davasi, türkiye cumhuriyeti'nin tüm tutarsizliklari icinde bir samimiyet göstergesi olacaktir. hos, olayin baska bir ülkede dogup büyümüs, türkiye'yi yüksek ihtimalle sadece geldigi tatillerden taniyan bir genc tarafindan gerceklestirilmesi; yasal bircok prosedürün bir kenariya birakilip- hukuki olarak ihtimali de bulunan- iadesinin ve almanya sinirlari icinde mahkemesinin görülmesinin tamlayani olmaliydi. madem benim gözümde tamlayan gibi duran sey yüce türk devletinin gözünde bu sekilde degil, umarim bassagligi vermeme samimiyetsizligi, katil zanlisinin isledigi suc sabit görülünce tersine cevrilir.

bekleyelim, bu sinavdan kac ile gecilecek, görelim.


PS: Jonny k. icin bir anit yapilmak isteniyor. bu konuya iliskin bilgiler, sitedeki tartismalar icin suradan buyrun.

Kafa örtüsü

Meselenin dogrudan Almanya ve Türkler ile ilgisi yok. Ama aklimda kalacagina buraya yazayim dedim. Abdullah Gül'ün zorlu cumhurbaskanligi secimi sirasinda pek cok tartismaya sahit olmustuk kamuoyunda. Her kafadan farkli seslerin ciktigi olmustu hani. Abdullah Gül cumhurbaskani secildi secilmesine ama uzunca bir süre tartismalar nihayete ermedi. Yipratmak isteyenden, "düzeltmek" isteyene kadar herkes farkli farkli seyler söyledi onun ve esinin hakkinda. Benim aklima gelenlerden bir tanesi, zihni fikirlilerden birkacinin Besar Esed`in Türkiye ziyaretinde sirasinda esiyle beraber cekilen fotograflardan yola cikarak yorumlar yapmalariydi. Besar Esed in karisi Esma Esed`in bas örtüsüzlügü ve "cagdasligina" atifta bulunmak isteyen cin fikirliler, "Bakin ya hu, Suriye`nin bile devlet baskaninin haniminin basi acik ve modern. Biz ki Atatürk cumhuriyetiyiz..." diye baslayan bir sürü güzelleme düzmüstü o siralar. Son iki senelik periyoda baktiklarinda acaba hic durumdan ders cikardilar mi diye düsünmeden edemedim aslinda. Bunca acinin ve zulmün yasandigi, basi acik devlet baskani tarafindan yönetilen Suriye ile Türkiye`yi karsilastirirken aklini sirtindaki azik torbasindan ara sira da olsa cikarmak istemeyenler, acaba bu durumda ne tür argümanlar getirirler diye merak ettim simdi. Yanlis anlasilmasin diye de sunu ekleyerek bitireyim yaziyi: Hayir, zinhar basi aciklar iste böyle, kapalilar da böyle gibi bir sacmalama yapmak degildir niyetim. Aksinda bunu yapanlara nanik yapmak istedim hepsi bu vesselam.

Expedia.com vs Expedia.de


Expedia bildiğiniz gibi dünyanın en büyük bilet, hotel, araç kirâlama vb. işler için kullanabildiğiniz online bir acentadır. Hotelin kendisinden daha ucuza rezervasyon yaptırma şansınz olabiliyor bazen... sanırım en tip fiyatla alış yaptıkları için...




Bugün dillendireceğimiz konu ise Expedia'nın lokal sitelerine (Expedia.de, .at veya .nl) göre .com uzantılı sitesinin daha ucuz olduğu. (bunu biliyorsanız bundan sonrasını okumasanız da olur)

Diyelim ki girdiniz ve Türkiye'ye gidiş-dönüş uçak bileti ve hotel rezervasyonunuzu planladınız. Tarihleri seçtiniz, hatta havaalanından araba kirâlama seçeneğini de eklediniz ve fiyat opsiyonlarına göre uygun seçenekleri Tripadvisor vb. sitelerle de karşılaştırdınız. İsterseniz mahallenizdeki Reisebüro'nuza ya da cami kantinindeki acenta sahibi amcalara da sorarak karşılaştırabilirsiniz fiyatları. Sizin ufkunuzuz genişliğine göre skala da genişleyebilir.

Expedia size o tatili aşağı yukarı ne kadar yapabileceğinizi ya da en ucuz ne kadara yapabileceğinizi söyleyecektir.

Fakat bir sorun var... Expedia.com kur vb. nedenlerden dolayı %30 daha ucuz fiyat alma şansını vaad ediyor... (bkz. örnek 1 veya inanmadıysanız örnek 2 daha da inanmadıysanız örnek 3! Eee, inanmazsanız inanmayın!) Yani Expedia.de'ye göre Expedia.com'un daha ucuz olması söz konusu. Expedia Amerika menşeli bir şirket olduğu için ve bütün ödemeler de o havuzda toplandığı için kur vb. farklardan edindiği kâr önlenmiş oluyor bu şekilde. Ya da başka bir nedenden... ama fark etmez, siz siz olun Expedia'nın hem lokal hem de genel sitesi olan Expedia.com'u da birbiriyle karşılaştırın demek istiyorum.

Haydi iyi seyahâtler!

buna bakanlar şunlara da baksalar iyi olur:
www.tripadvisor.de
www.lastminute.de
www.kayak.com