Ahmet Kaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ahmet Kaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Aforizmalar 5


-          Allah kimseyi gidip Gauloises sigarasi istemek zorunda birakmasin. Telafuzunu bilmiyorsan en az 1 saat  derdini anlatmaya calisiyorsun.

-        „Ne la öyle iki kelime Almanca bir kelime Türkce konusuyorsun?“ dedi.
„Code Switching abi“ dedim.
„Switchtirtme simdi Code´unu, adam gibi konus benle!“ dedi.

-       Söyle diyor Sartre Bulanti kitabinda: „Berlin sokaklarinda komunüstlerle Naziler carpisiyor… Neukölln´ deki bir pencereden sikilan her kursun; götürülen yaralilarin her kanli hickirigi; süslenen kadinlarin her ufacik, sasmaz el hareketi, adimlarimin her birine, kalbimin her atisina yanit veriyor.

-        Bu ülkede Ausschwitz´i ziyaret etmeyen hic bir cocuga ilkokul diplomasi bile vermeyeceksin.

-       Türk milletinin birbirinin mezhebine ve siyasi görüsüne bakmaksizin dayanisma halinde oldugu tek yer havaalaninin check-in  bölümüdür. 30 kilo, sen nelere kadirsin?

-       Ahmet Kaya calsaydi keske, biz seninle son Cuba Libremizi icerken…Schwabstraße´de bir barda…“Dert etme iyiyim ben arasira mahser arasira gece yarisi.“

-       Berlin Stasi Museum´da gördüm DDR zamaninda kömürlükte Ingilizce sarki söyleyip gitar caldiklari icin vatan hainliginden 3 yil hapis yatan insanlari. Görlitzliymis adi Bahtiyar, sucu saz calmakmis ögrendigim kadar.

-        Gezi Parki´ndan sonra ögrendik Türkiye´de ne kadar demokrat oldugunu. Canim ya.
         
-       Söyle bir muhabbet olsa Almanya´nin yerlileriyle. Gitsek kutuplarin erimelerinden, Hans Peter Friedrich´ten, Helene Fischer´den, Dinkel Acker´in 125 yilinda cikardigi biranin ne kadar lezzetli oldugundan, sosyal pedagojinin bilinmeyen güclerce homojenlestirildiginden konussak. Türkler´den, Müslümanlardan, uyumdan bahsetmesek. Cok sey mi istiyorum Suphi?

-      Bir yerlerde okumustum; Hitler zamaninda sürgüne gönderilen, kacmak zorunda olan yazar ve düsünce insanlari icin söyle diyormus sistemin yazar ve düsünürleri: „Atlantik kiyisinda rum iciyorlar, ülkemizin durumlari umurlarinda degil.“

-         Spiegel bu hafta Türkce cikacakmis. Paralel medya bu olsa gerek.


-        „Mercedes-Benz Arena“nin eski adi „Adolf Hitler Kampfbahn“.

           Elbe´nin sulari yükselmis, Türkiye´de olsaydi yapardik üstüne 5-6 tane HES bak bir daha yükseliyor mu?

frauenquote* - olmalı mı olmamalı mı, yoksa hiç düşünmemeli mi?

topun üzerinde "çalışma hayatında eşit haklar" yazıyor / balon içinde: "tut!"
*frauenquote: kadın kontenjanı


başlarken...


bir şekilde malumunuzdur ki, kadınım. xx kromozomuyla gelmişim dünyaya. benim seçimimde olan bir şey değil. babamın x leri y lerini aşıvermiş, hoop sonra ben. çift cinsiyetli falan da doğmayınca karşınızda "bağyan katavaşya". birçok insana, millete ve hükümete dert olan bir vajinam, dekolte giymememek konusunda uyarıldığım memelerim var. o vajinadan siziler gibi insanları doğurabilme kabiliyetim, o memelerle yine o insancıkları besleyebilme yetim mevcut. doğuştan (ufak tefek arızaları saymaz isek) böyle bu iş.  bana dair beklentileriniz hayli çok. benim de kendimden beklentilerim hiç az değil kadın olarak. istiyorusunuz ki, aynı anda mükemmel bir anne olayım, iyi bir şef, güzel bir arkadaş ve pek tutkulu bir eş. inanın bunların hepsini ben de sizin kadar istiyorum. neden istemeyeyim?

yalnız işte her zaman,  her şey istediğimiz gibi olmuyor. sahi neden olmuyor? kader mi, mukadderat mı, engel mi, çengel mi? hepsinin birarada olması imkansız mı? o niye?

sormaya başladın mı, soruların sonu gelmez de cevaplar nerde?

dün alman federal parlamentosu'nda kadınlara ilişkin bir seçim yapıldı. borsaya açılmış olan büyük şirketlerin yönetim kurullarının beşte birinin kadın olmasına yönelik olan bu oylamadan negatif bir sonuçla ayrıldı muhalefet. liberaller "ekonomiyi böyle bir zorunluluğun altında bırakmak doğru olmaz" dedi en basitinden. hükümet koalisyonunun çatlayıp patlamasını istemedi. seçim programına 2020'de böyle bir kotayı koyacaklarını ekledi. tiyatro bitti.

kadın kotası, hem de en tepelerde bir yerde...

kadın kotası. bana sorarsanız, adı bile yeterince aşağılayıcı. vefakat bu aşağılayıcılığı bir pozitif ayrımcılık olarak görmeye çalışalım da devam edelim...

ennn bir yüksek kademelerde, kadın kotasına ihtiyaç var mı?

cevap veriyorum:

yok.


aslında şu kadarını
söyleyip "watch the world burn" diyerek kenarıya çekilmeyi de isterdim; ama yok yok. ben size kartal yuvasında neden bir kadın kotasına ihtiyaç olmadığını; bununla ekonomik cinsiyetçi bir eşitlik neden sağlanamayacağını anlatacağım dilim döndüğünce.

kadına, çokuluslu, büyük şirketlerin yönetim kurullarında kontenjan ayırarak değer biçemezsiniz. yine kadına, "evinde oturup çocuğunu büyütürsen bizden sana helalinden 120 avro!" dediğiniz gün, kadına biçtiğiniz gerçek değerin ne olduğunu zaten söylediniz. aileleri çocuk bakım evlerine, daha bebek ana rahmine düşmüşken kayıt olmak zorunda bırakmaya başladığınızdan beri kadına ne kadar önem verdiğinizi görüyoruz biz.


kadınların birçoğunun, kariyerlerinin sekteye uğramasının sebebinin "ailevi nedenler" olduğunu biliyor musunuz? bilmiyorsanız da aklınıza esiyordur ara ara...
kadın deyince akla evvela anne, sonra ailenin hasta bakıcısı geliyor. bu sadece oryantalist kültürlere ait bir sınıflandırma değil. buralarda da böyle.

artık farazi değil de, biraz istatistiklerle konuşalım.

norveç'te çalışabilir kadın nüfusunun %74 ü işe gidiyor. Almanya'da bu oran %65.

norveç'te çocukların 2008 senesinden bu yana yuva yeri hakları mevcut ve 3 yaşından küçük çocukların %79'u bir yuvaya gidiyor. yuvaların birçoğu tüm gün hizmet vererek, çalışan ailelere büyük kolaylıklar sağlıyor 
almanya'da geçen sene yapılan meclis oylamasıyla 2013 senesinden itibaren bir yaşından büyük her çocuğun resmi olarak bir yuva hakkı var. yine 3 yaş altı çocukların yuvaya gitme oranı almanya'da %27,6. ["rakamları küsüratlı vereyim ki salladığım belli olmasın" düşüncesinden uzak durmanız için, linklere tıklamayı ihmal etmeyin.]

3 yaşın üzerindeki çocuklarda, durum biraz eşitleniyor sanılabilir. almanya'da %93,4, norveç'te ise %96 oranında çocuk yuvaya gitmekte. Norveç'te kadın başına 1,95 çocuk düşerken, almanya'da bu oran 1,39 da kalıyor.

Resmi olarak annelik izni, sekiz hafta olarak verilmekte. bundan sonrasında, kadın ya işine geri dönecek ya da çocuğun bakımını üstlenecek kurumun olmadığı yerde çocuğa bakacak ve güle güle iş yeri. bir sene kadar, çocuğa baktığı için "para" alan kadın, eski iş yerinden olduğunda bir de "bakım parası" denilen 120 avroya kalacak...kariyerinde 3 yıllık boşluğu olan orta yaşlı bir kadının tekrar o basamakları çıkmasının zorluğuna dair bir fikriniz var mı?
Peki, iş yerlerine entegre şekilde bulunan iş yeri kreşleri hem kadının emzirdiği çocuğuyla birlikte olmasını hem de iş yerinde ciddi bir verimle çalışmasını sağlamaz mı? -düşünün, fikrinizi belirtin hatta-

bu noktada işkembeden sallamamak için arbeitsmarktintegration istatistiklerine bakmak gerekir. yalnız deli gibi aramama rağmen "doğumdan sonra işe dönen kadınlar" a ilişkin istatistiki veriler bulamadım. onun yerine bu var. neticede istatistikler olsalardı da, bu verilerle de çok dikkatli çalışmak gerekirdi. kadınların yüzde kaçı ilk iki senede dönüyor, benzer ücretlerle mi, yoksa yarım zamanlı çalışmalarla mı dönmekteler, döndükten sonra yaşıtları ve tecrübeleri benzer çocuksuz kadınlarla yaklaşık işlerde mi çalışıyorlar...işte tam olarak bu soruların cevabını bulabildiğimizde ve ortadaki haksızlıkları belirleyip aksi yönde girişimlerde bulunduğumuzda "kadın hakları ve özgürlükleri" ile "cinsiyet eşitliği" konusunda iki adım ileri gitmiş oluruz. yoksa zaten atını alıp üsküdarı geçmiş, kariyerinde "çocuk" "hasta aile bireyi" gibi şeylerle karşılaşmadan (daha doğrusu bunların sorun olmadığı bir cemiyetten gelerek) bir yerlere gelmiş kadını illâ oraya sokmamak gibi derdi yok kapitalist amcaların. bak condelizza rice'a...bak tansu çiller'e...bak rahmetli margeret'a...kapitalistin kadını mı olur la?

kapitalizm alt ve orta tabakalardaki kadının ümüğüne basmayı kesse, yetecek; ama güzel bir atasözünü şiyar edinmiş olacak bu yüce ideoloji "yılanın başını küçükken ezeceksin". kadının toplum içinde gelişmesini ve etrafını geliştirmesini isteyen kim? iki yüzlü cinsiyetçi tedbirler, tutmamış kireç gibi sırtımıza bulaşıyor. zaten nasıl ki demokrasi cukkadanak tepeden giydirilemezse, kadın hakları da öyle meclisteki 500 kişinin oylamasıyla elde edilemez. babilon'u yakacaksak, aşağıdan tutuşturacağız hanımlar. ona göre!


bu çok istatistikli, okumalı, şarkılı yazıyı yavaş yavaş nihayete erdirmek istiyorum ve kadınların "neden kariyer sahibi olamadıkları" sorusuna verdikleri yanıtla sizleri baş başa bırakıyorum.




biterken...[hayır, çocuk da yaparım kariyer de şarkısını koymuyorum. azıcık müzik dünyamız zenginleşsin]


Pädagog Stuttgart'tan bildiriyor



- Köprü altinda yasayan bir abiye sormustum: "Evsizlik nasil?" diye.
Her gün üzerinden binlerce araba gectigi halde ölmemek demisti. Almanya'da sokakta yasayan 50.000 genc varmis.

- 8 yasindaki Patrick hic unutamayacagim su soruyu sormustu vakt-i zamaninda: "Neden domuz eti yemiyorsun? Müslüman misin yoksa vejeteryan mi?"

- Bu kelimeleri yazin bir yere hepsi ayni zamanda Almanca: Öl, sahne, biber!

- Tavladaki en kötü yenilgi 5-4'tür. Yesiller ile Sosyal Demokratlar 69-68 kazanip Asagi Saksonya'da iktidara geldiler.

-Esslingen Entegrasyon Plani'na göre temizlik islerinde ve cöp toplamada calisan göcmenlerin sayisi bir hayli fazla imis. Bunu diger alanlara da tasimak gerekliymis. Weiter so! Yuh yani.

- Job Center Egitim Paketi'nden yararlanmak isteyen bir gence "Senin notlarinin hepsi 4, 5 olunca gel" demis. (saka degil)

- Gecen hafta yeni bir araba aldim. Arabanin teyibinden Ismail YK kasedi ciktigina mi yanayim? Yoksa eksozun delik olduguna mi? bilemedim.

- Ahmet Kaya Almanya'da yasasaydi "Ne sen Charlotte'sin ne de ben Werther" diye bir sarki sözü yazar miydi?

- Her yil yayinlanan Aile Raporu'nun 2012 sonuclarina göre (Familienreport 2012) Almanya'da en fazla görülen yasam sekli (Lebensform) yüzde 71 ile evlilikmis. Yok öyle ben dost tutatayim beraber yasayayim falan! Gerci Tatort'daki komiser evlenmek zorunda kalmadi bildigim kadariyla ama olsun.

- "Türkinnen mit Niveau" diye bir reklam var. Mac izlerken ikide bir ekrana geliyor. "Kanacken mit Haltung" diye de bir site olabilir aslinda.

- Canim "Bundesamt für Migration und Flüchtlinge" mektup yazmis. Söyle diyor: "Mit Hilfe des Ausländerzentralregisters konnten wir Sie als ehemals in Deutschland Studierende(n) identifizieren. Nun würden wir gern mehr über Ihre persönliche Migrationsgeschichte und über Ihre Erfahrungen seit dem Studium in Deutschland erfahren." Anket yapmak istiyorlarmis. Ulan bir gün arayip soraydiniz ya "Sinavlar nasil gidiyor? Kizdan ayrilmissin, iyi misin?" diye!